Yeni yıla yeni umutlar ve yeni inançlarla giriyoruz. diye söze başlayan Özgür Özel özetle şunları söyledi:
“BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ DİRENİŞİN 5. YILDÖNÜMÜYDÜ”
Dün Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin de 5. yıldönümüydü. 2 Ocak 2021 tarihinde üniversitenin iradesine karşı rektör değil bir kayyum atadılar. Melih Bulu, Boğaziçi’nde siyasal vesayetin ilk kulu oldu. Ve o günden bugüne hem ona hem kendisinden sonra atanan kayyuma karşı öğretim görevlileri ve Boğaziçi’nin öğrencileri ve mezunları büyük bir direniş gösteriyorlar. Her hafta aynı gün, aynı saatte direniyorlar. Sırtlarını kayyımlık binasına dönüyorlar, yüzlerini özgür akademiye dönüyorlar.
“YÖK’Ü KALDIRACAĞIZ”
Biz parti programımızda YÖK’ü, 1980 darbesinin tortusu, her partinin iktidara gelirken kaldıracağız deyip sonra etinden, sütünden, yününden istifade ettiği YÖK’ü; AK Parti’nin geldiğinde en önemli taahhüdü olan, şimdi en önem verdiği alan olarak kullandığı YÖK’ü kaldıracağımızı yazdık. Rektör atamalarıyla ilgili çalıştık.
“SANDIKTAN KİM ÇIKTIYSA ONU ATAYACAĞIZ”
Buradan Boğaziçi öğrencilerinin, öğretim görevlilerinin ve tarihin huzurunda şunu ifade etmek istiyorum: Bir sandık gelecek. O sandıkta herkes bir şeylerle yüzleşecek ve hesaplaşacak. Yoksullukla hesaplaşacağız, işsizlikle hesaplaşacağız, güvencesizlikle hesaplaşacağız. İş cinayetleriyle, kadın cinayetleriyle, doğa katliamlarıyla hesaplaşacağız. Boğaziçi ve üniversitelerde bu kayyımlık müessesesiyle o sandıkta hesaplaşacak. O hesap görüldükten sonra, yönettiğimiz Türkiye‘de üniversitelerin rektörlerini doğru belirlenmiş katsayılarla, üniversitenin öğretim görevlilerinin, üniversitenin öğrencilerinin, üniversitenin emekçilerinin ve üniversiteyle bağını koparmamış mezunların kullandığı oylarla demokratik olarak seçeceğiz. Sandıktan kim çıktıysa onu atayacağız.
“İHTİYAÇ SAHİPLERİNE DEĞİL YANDAŞLARA VERMEYİ TERCİH ETTİLER”
Ekonomide maalesef çok zor geçecek bir yıla girdik. Neden bunu söylüyorum? Çünkü bu çatı altında gelecek yılın bütçesini yaptık. Kimden ne alınacağı, kime ne verileceğini karara bağladılar. Devletin alan sağ eli hep emekçinin sırtında, yoksulun sırtında, emeklinin sırtında; veren şefkatli sol elini ise çok çok tutuk bir şekilde tarif ettiler. Ve bir şey verirlerse de onları yine yoksullara, ihtiyaç sahiplerine değil, zenginlere, yandaşlara vermeyi tercih ettiler.
“İKTİDARIMIZIN İLK YILINDA YIKACAĞIZ BU DÜZENİ”
Toplam 15.16 trilyon lira vergi ödeyeceğiz hep beraber. Saniyede 496.000, 500.000 lira. Saniyede 500.000 lira vergi ödeyeceğiz. Kim ödeyecek vergiyi? 100 liralık verginin 64 lirasını dolaylı vergilerle, yani fabrikatörle fabrikanın kapıcısını ayırmayan, multimilyarderle asgari ücretliyi ayırmayan vergilerle hepimiz ödeyeceğiz. Elektrik harcarken, doğalgaz harcarken, süt alırken, ayakkabı alırken, çocuğumuza hırka, gocuk alırken gelirimize bakmadan aynı vergiyi ödeyeceğiz. Yüzde 64.
Sonra bir de yüzde 24’lük bir dilim var. Onu da maaşı çekmeden, maaş eline değmeden maaşından gelir vergisi kesilenler ödeyecek. Yani beyaz yakalılar, mavi yakalılar, işçiler, emekliler. Geriye ne kalıyor? Yüzde 12. Onun yüzde 1’i gayrimenkul sahiplerinden alınan diğer vergiler. Yüzde 11, Türkiye’de yapılan tüm ticaretten, imalattan, ihracattan, hizmet sektöründen para kazananların verecekleri kurumlar vergisi, yüzde 11.
Yüzde 88’ini orta direk ve yoksullardan alan, verginin sadece yüzde 11’ini vermesi gerekenden alan bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. İktidarımızın ilk yılında yıkacağız bu düzeni. İlk yılında.
“O PAHALI LÜKS SAATLERDEN ALINMAYAN ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ TIRNAK MAKASINDAN ALINMAYA DEVAM EDECEK”
2.7 trilyon faiz ödemesine ayırmışlar, 1.4 trilyon yatırımlara. Yapılacak yatırımların, bütün yatırımların, aklınıza gelebilecek bütün bakanlıklardaki bütün yatırımların toplamına ayrılan paranın 2 katını faize ödüyorlar. Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizli bütçesi, en faizci bütçesi. Diğer taraftan 100 liralık toplanan verginin 20 lirası faize, 10 lirası yatırıma gidiyor. Tam 2 kat fark var arada. Ve ÖTV, özel tüketim vergisi. Lüks harcamalar yerine yine özel tüketim vergisi, yani pırlantadan, o pahalı lüks saatlerden alınmayan özel tüketim vergisi tırnak makasından, mutfak tüpünden, çiftçinin kullandığı mazottan alınmaya devam edecek.
“KİMSE ERDOĞAN‘DAN MASALLARA İNANMASIN”
AK Parti’nin gerçeği bu. Kimse Erdoğan’dan masallara inanmasın. Kimse bu yılın geçen yıldan iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olması için bu milletin sandığa gitmesi ve AK Parti iktidarını göndermesi lazım.
“AÇLIK SINIRI 30.000 LİRA’ CUMHURİYET HALK PARTİSİ BELİRLEMİYOR BUNU TÜRK-İŞ BELİRLİYOR”
Kime konuşuyoruz? Herkese. Ama en çok da emeklilere ve asgari ücretlilere, ya da asgari ücrete oranla biraz üzerinde maaş alan herkese. Açlık sınırı 30.000 lira. Cumhuriyet Halk Partisi belirlemiyor bunu. Türk-İş belirliyor. 30.000 liranın üzerinde açlık sınırı var ve tarihte ilk kez asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altındaydı. 28.000 lira ilan ettiler, ilan edildiği gün altında. Alındığında açlık sınırı biraz daha yükselmiş olacak.
“ERDOĞAN’IN AĞZINI BU KONUDA BIÇAK AÇMADI”
AK Parti işçiye 12 ay boyunca, biliyorsunuz seçimden önce yılda 3-4 kez düzenleriz diyorlardı, seçimden sonra asgari ücrete yıl içinde hiç dokunmadılar, 28.000 lira vermeyi kafaya koydu. Peki en düşük emekli maaşı? 18.975 lira. 19.000 lira bile değil. 18.975 lira. Bu rakamı artıracaklarını söylemesini dün bekledi herkes, döndü baktı, Erdoğan’ın ağzını bu konuda bıçak açmadı.
“KÖPRÜ VE OTOYOLLARA YÜZDE 25 ZAM YAPANLAR EMEKLİYE YÜZDE 12’LİK ZAMMI LAYIK GÖRDÜLER”
Bugün ev kirasının zam oranı yüzde 34, emeklinin zam oranı yüzde 12’dir. Market poşetine yüzde 100 zam yapanlar emekliye yüzde 12 zam yaptılar. Köprü ve otoyollara az yaptık deyip yüzde 25 zam yapanlar emekliye yüzde 12’lik zammı layık gördüler. Ve 18.975 lira ilan edildiği gün açlık sınırının üçte ikisindedir. İlan edildiği gün neredeyse yüzde 62’sinde, yüzde 65’indedir asgari ücretin.
AK Parti iktidarı gelmeden önce bir en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret alıyordu. Yani emekliye hiç ilişmeseler, hiç çelme takmasalar, hiç yakalarına yapışmasalar, 1,5 asgari ücret verseler bugünkü itiraz ettiğimiz yetmeyen asgari ücret üzerinden yine emekliye 42.000 lira para vermeleri gerekir. Ama emekliye 19.000 lira veriyorlar, 18.975. Emekliler tarihlerinin en kötü değil, artık en en en dayanılamaz, katlanılamaz sefalet maaşına muhtaç edildiler.
“ALTIN HESABI ŞAŞMAZ”
Bakın çok basit bir karşılaştırma. Gençlik kollarımız bunu kredi parası için yapmış. Dönün dedim, bir de emekliye bakalım, bir de asgari ücrete bakalım. Ben hep soruyorum meydanlarda “Hangi hesap şaşmaz?” Oradan teyze bağırıyor “Altın hesabı şaşmaz.” Altın hesabı yapıyorum, Erdoğan kızıyor. Sen gelmeden önce diyorum “8 çeyrek altın alıyordu emekli, şimdi 1,5 çeyrek altına düştü.” Hesap ortada. Altının onsu monsu diyor falan.
adı biziz, Batı kanadı, Kuzey kanadı var, güçlenmesi lazım, NATO geliyorum diyene gelme demez, yapamaz. “Ben varken giremez, PKK’ya bilmem ne yaptılar.” Finlandiya da girdi, İsveç de girdi. İlk imzayı da Erdoğan’a attırdılar. İlk imzayı.
“SONRA ERDOĞAN’DA PARA BİTTİ BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ’NİN EMİRİ GELDİ”
Birleşik Arap Emirlikleri. Sayfa sayfa “namussuzlar, alçaklar, şerefsizler” ben değil, ben değil, Yeni Şafak söylüyor bunları. 15 Temmuz darbesinin finansörü bunlar diye en ağır hakaretlerle çıktı Erdoğan’ın gazeteleri. Sonra Erdoğan’da para bitti, Birleşik Arap Emirlikleri’nin emiri geldi, vallahi bir sarıldı, ben kardeşime o kadar sıkı sarılamıyorum. Öyle sarıldı emire. Neden? Yeşil dolarları alacak diye. Ama omurgalı Allah için, omurgalı. Bana diyor ki “Efendim Esad düşmanım”.
“TARİHİ BİR ISKAYA KENDİSİ İMZA ATMIŞ”
Suriye ile görüşeceğim diyerek seçimden bir gün önce “Esad’la görüş” demiş. Üç gün önce “Esad’la diyalog yolları arıyoruz” diyordu. Harekete geçmişler İdlib’den, gidiyorlar, haberi yok. Birileri yürüyüşe geçti, “biz bunu desteklemiyoruz” diyordu. İngiltere, Amerika “sus, plan bizim plan” deyince uyumlandı. Sonra döndü bize laf ediyor. Peki bir de demiş ki, bizi IŞİD’den medet ummakla suçluyorlardı. Vallahi ben bir şey demedim, bak sen ne demişsin.
IŞİD Kobani’yi kuşatınca “Kobani düştü, düşecek” deyip tarihi bir ıskaya kendisi imza atmış. O medet umduğu IŞİD Türkiye’de daha geçen gün bize üç şehit verdirdi. O dün medet umduğu IŞİD Kobani’de o gün de düşmedi, o günden bugüne de düşmedi. Şimdi de bambaşka bir şeyi konuşuyor.
“CEMAL KAŞIKÇI DOSYASINI SUUDİ ARABİSTAN’A VERDİ”
Cemal Kaşıkçı cinayeti. İstanbul’un ortasında kıtır kıtır kestiler adamı, asitlerde erittiler. Ne dedi? “Cani bunlar, caninin başı Suudi Arabistan’daki sorumlu” dedi. Sonra araya o girdi, bu girdi, o geldi, bu gitti. Bir anda dosyayı, o “katilleri burada yargılayacağız” diyen dosyayı olduğu gibi Cemal Kaşıkçı dosyasını Suudi Arabistan’a verdi. Biz eğer bu cinayeti affedersek, biz şöyleyiz böyleyiz deyip en ağır lafları söyleyen kendi elleriyle dosyayı yolladı Suudi Arabistan’a.
“TRUMP’TAN ‘APTAL OLMA’ DİYE MEKTUBU ALDI, KATLADI, CEBE KOYDU”
Trump’tan “aptal olma” diye mektubu aldı, katladı, cebe koydu. “Ne diyeceksin” dedik, bir şey demedi. Hala daha demedi. Beyaz Ofis… Oval Ofis’e giderken cebindeydi dediler. Bir şey dedin mi? Yok. Yüzüne vurdun mu? Yok. İade ettin mi? Yok. Duruyor arşivinde. Aptal olma. Trump biraz kükredikçe açıp bakıyor “Trump neler yapabilir, neler diyebilir” diye.
Dün dönmüş 5 dakikalık randevu hatırlatması yapıyor. Yahu Amerika’da şu an görevde olan Dışişleri Bakanı… Yani biri pot kırsa düzeltecek adam… Gazetecinin biri Erdoğan’la ilgili sormuş, Filistin meselesinde İsrail’i eleştiriyor. Dedi ki: “Trump’tan 5 dakika randevu almak için bize yalvarıyorlar, bir de çıkmış konuşuyorlar” dedi. Şu anki Dışişleri Bakanı. Ne Hakan Fidan’dan bir cevap, ne Erdoğan’dan, sus pus. Randevu almak için bir ülkenin cumhurbaşkanıyla kendi ülkesinin İstanbul’unda buluşup 250 uçak, Çin malına vergi, Amerikan malından vergiyi indirme, LNG satın alma, nadir toprak elementlerini teklif etme… Oğlundan rica ediyor randevuyu, ondan diyorlar 5 dakika randevu için yalvarıyor bize diye.
“SEN ORADAKİ GERÇEĞİ ÇARPITARAK KENDİ REZİLLİĞİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYORSUN”
Ben toplantıda konuşup giden adama bütün Avrupalı liderlerin huzurunda ve adına “gitmesi yanlış oldu” demişim. Efendim randevu istemiş de vermemiş. 5 dakika randevu için yalvarıyorsunuz bize diye adam dünyanın gözü önünde söyledi. Sen oradaki gerçeği çarpıtarak kendi rezilliğini örtmeye çalışıyorsun.
“SANA NE OLUYOR HADSİZ DİYEMEYEN ADAMIN ADI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR “
Amerika’nın şu andaki büyükelçisi Tom Barack… “Trump akıllı adam” diyor. “Erdoğan’da olmayan ona verecek, istediklerini alacak.” Nedir Erdoğan’da olmayan diyorlar? Meşruiyet. Yahu bir ülkenin cumhurbaşkanı, yürütmenin başı meşruiyeti alırsa milletinden alır, sana ne oluyor be hadsiz diyemeyen adamın adı Recep Tayyip Erdoğan’dır.
“MİLLET YOLLAYACAKSA YOLLAYACAK”
Ben diyorum, o diyemiyor. Neden? Çünkü beklentisi var. Çünkü eğer Trump’la geçinirsem mahallenin kabadayısı o, herkese ayarı veren o, beni tutarsa iktidarda tutar. Vallahi Trump değil Amerika’nın ölmüş bütün başkanları mezardan kalkacak, bu ülkede seni iktidarda tutmaya güçleri yetmez. Millet yollayacaksa yollayacak, yollayacaksa yollayacak.
“PARASINI ÖDEDİĞİMİZ F-35’LERİ VERMİYOR”
Parasını ödediğimiz F-35’leri vermiyor. Filme döndü, filme. Para nerede? Yok. F-35 nerede? O da yok. Üzerinde 6 F-35’imiz var. Üzerinde Türk bayrağı yapıştırılmış hangarda duruyor. S-400 alacağım dedi. Geri adım atmam dedi. Atarsam tükürdüğümü yalamış olurum, geri adım atmak ahlaksızlıktır dedi. S-400’ler hangarda, şimdi Putin’e söylüyor “geri verebilir miyim” diye. Putin de drone yolluyor “ne oluyor sizin üstünüzde” diye.
“F-35’LER ALINSIN DİYE BİZİM ÜSTÜMÜZE DÜŞEN NE VARSA YAPALIM DİYORUZ”
Şimdi 15 yıldır tek bir savaş uçağı almamış. Bize bu kadar ettiğine rağmen Ekrem Başkan içeriden yazdı. Ben Alman Savunma Bakanı’yla da konuştum, Şansölye yardımcısıyla konuştum, Maliye Bakanı aynı zamanda. Eurofighter’ları bize yapılanlardan dolayı bloka koymuşsunuz, demokrasi yok Türkiye’de, verin diyoruz. F-35 için vallahi F-35’ler alınsın diye bizim üstümüze düşen ne varsa yapalım diyoruz. Ama hem işi berbat edip hem de böyle bir kenara çıkıp ondan sonra da “ben omurgalı dış politika yapıyorum” falan kimse demesin.
“YUNANİSTANLI KENDİNİ BİLMEZ, HADDİNİ BİLMEZ BİR GAZETECİ”
Şahsileştirdiği, kurumları, kuralları, Türkiye’nin engin dış politika deneyimini, o deneyimi taşıyan büyükelçileri, bürokratları dışlayan anlayış bizi bu hale getirdi. Tabii biz bunları konuşuyoruz, eleştiriyoruz, en ağır eleştirileri yapıyoruz. Onu iktidardan indirmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ama dışarıdan da birileri çıkmış, bu Maduro’nun görüntüsünü yapay zekayla bir Erdoğan fotoğrafı, Yunanistanlı kendini bilmez, haddini bilmez bir gazeteci, efendim “Erdoğan’ı da böyle götürecekler”. Orada dur. Orada dur.
Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önünden bir vatandaşımızı alıp da götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan. O kadar değil.





