Her gün bir kadının katledildiği bir ülkede can ve mal güvenliğimizi tartışırken şimdi de ”AKRAN ZORBALIĞI” adı altında çocuklar arasında akıl almaz bir şiddet sarmalı oluşmaya başladı.
Ardı ardına türeyen sokak çetelerinin üyelerinin 15-16 yaşında çocuk olmaları ülkemiz geleceğinin ne kadar karanlık olduğunu gösteriyor.
Son olarak hafta sonu İstanbul da işlenen 17 yaşındaki bir çocuğumuzun 16 yaşında bir çocuk tarafından katledilmesi bu sorunun artık acilen masaya yatırılması gerçeğini de gözler önüne serdi.
24 Ocak 2025 tarihinde gerçekleşen Mattia Ahmet Minguzzi cinayetinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yine İstanbul da , Güngören’de bir kafede 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın , yan masada oturan bir grup tarafından ‘yan baktın’ tartışması sonucu, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından göğsünden bıçaklanarak öldürülmesi ülke olarak hepimizi derinden yaraladı.
Son dönemde ardı ardına işlenen bu alçakça, vahşice cinayetler karşısında artık 18 yaş altının çocuk olduğunu söyleyerek ona göre bir hukuki düzenleme yapmanın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmadı mı ?
Bu sokakların güvenliği için ve devletin tekrar hâkim olması için bir mücadele verilmesi gerektiği artık ortadadır. . Bu konuda yapılabilecek çok şeyler olmasına rağmen yetkililerin acılı aileleri taziye mesajlarıyla teselli etmelerinin dışında ciddi girişimlerde bulunmaması insanları korku ve endişeye sevk ediyor.
Katilin verdiği ifadeler ve Maktülün ailesini tehdit etmeye devam etmeleri bu cinayetlerin basit bir adli vaka olmadığını göstermiyor mu ?
Bu konuda Sn Ümit Özdağ’ ın şu sözleri çok düşündürücü: ” bunlar nerede yetiştiler, hangi ülkede büyüdüler, bu hale geldiler, böyle katilleştiler, soğukkanlı canavarlaştılar? Dün de Ankara’da Hakan’ın davası vardı biliyorsunuz. Orada da onun yakınlarının atmış oldukları tezahüratlar insanın kanı donuyor. Bu hukuki düzenlemenin yetersiz olduğu, insanları suçtan uzaklaştırmadığı, infaz sistemlerinin sürekli aflarla serbest bırakmaları.
Yani hiç olmazsa adalet duygusu oluşmalı. Yasalar milletin vicdanını da temsil etmek zorunda. Bir annenin adalet duygusunu da ne kadar olursa artık onu da temsil etmek zorunda. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hangi partiye mensup olursa olsun vekiller de önce anne ve baba, kendi çocuklarının başına böyle bir şeyin geldiğini, felaketin geldiğini düşünerek hareket etmeliler ve yasalar da ona göre çıkmalı.”
Ender YOLDAR







