BİR ÜLKEDE EĞER BASIN İKTİDARDAN KORKUYORSA O ÜLKEDE DEMOKRASİ YOKTUR”
“BİZ NE TERÖRİSTLERLE MÜZAKERE EDECEĞİZ NE UYUŞTURUCU BARONLARI NE DE SANAL KUMAR BARONLARIYLA”
“TÜRKİYE’YE KÜÇÜK BİR BALKAN ÜLKESİ NÜFUSU KADAR NÜFUS TAŞINDI VE BUNLAR OY KULLANACAKLAR”
“PKK SİLAHLI KADROLARINI IRAK VE SURİYE’DEN İRAN’A AKTARIYOR”
“SURİYE FİİLEN PKK’NIN KONTROL ETTİĞİ BÖLGE VE GERİSİ DİYE İKİYE BÖLÜNMÜŞ DURUMDA”
Zafer Partisi Genel BaşkanıProf. Dr. Ümit Özdağ, İskenderun’da Türkiye gündemini değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Video indirme linki: https://we.tl/t-
Prof. Dr. Ümit Özdağ şunları söyledi : “Ben bu kadar çok gazeteciyi bir arada görebileceğimi düşünmüyordum. Çünkü genellikle gazeteciler hapishanelerde oluyorlar bu aralar. Arkadaşlar, Fatih Ergin gazetecidir. Gerçekten dürüst, namuslu bir habercidir. Yapmış olduğu haberler ses getirir ve şu anda kendisi ne yazık ki cezaevinde ve cezaevine halkı yanıltıcı haberden suçlanarak tutuklanarak girdi. Kaşif Kozinoğlu suikastında doktor diyeceği yerde adli tabip görevlisi demiş. Bunun için tutuklandı.
Türkiye’de objektif gazetecilik yapmak için cesur olmak gerekiyor . Oysa bir gazetecinin cesur olmasına demokratik bir ülkede gerek yoktur. Kendi işini yapsın yeter. Cesaret gibi bir kişisel özelliğe bir Alman gazetecinin, bir İngiliz gazetecinin, Fransız gazetecinin sahip olması gerekmez. Ama Türkiye’de eğer yandaş gazeteci değilseniz cesur olmanız da gerekiyor. Çünkü sizi habercilik yaptığınız için gözaltına alabilirler, baskı kurabilirler, tutuklayabilirler. Daha yine yeni bir gazeteci arkadaşımız Ali Bey, üç ay tutuklu kaldıktan sonra tutuklandığı gerekçe olarak iddia edilen iki suçtan da beraat etti. Siz de dün haberlerde izlemişsinizdir. Tabii soruyor haklı olarak, ‘Ben neden üç ay yattım içeride?’ diye.
Bir ülkede eğer basın iktidardan korkuyorsa o ülkede demokrasi yoktur. Eğer bir ülkede iktidar basından korkuyorsa o ülkede demokrasi vardır. Türkiye’de demokrasinin olmadığı ve basının iktidardan haklı olarak korktuğu bir ortamda yıllardan beri yaşıyoruz. Çünkü muhalefete karşı düşman ceza hukuku uygulamaları gerçekleştiriliyor. Sosyal medya hesapları gerekçesiz şekilde kapatılıyor, engelleniyor, yayınları durduruluyor. Bu demokrasi değil. Ekonomik buhranı dile getiren iş insanları kuruluşlarının başkanları, danışma kurulu üyeleri savcılığa davet ediliyorlar ve ekonomiyle ilgili eleştiri yaptıkları için yargılanıyorlar. İşte TÜSİAD, eski başkanının ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanının başına gelenler. Bu olduktan sonra TÜSİAD başkanı ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanı bile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kaldıktan sonra hiçbir iş insanı çıkıp ekonomik buhran yedi seneden bu yana devam ediyor ve Türkiye sanayisizleşiyor. İşçilerin, sanayi işçilerinin, emekçilerin, çalışanlar içerisindeki oranı her sene daha da azalıyor. Maliyetlerin, girdilerin yüksekliğinden ve yapay olarak düşük tutulan döviz fiyatlarından dolayı Türk lirasının değerli tutulması anlamında ihracatımız kısıtlanıyor, rekabet gücümüzü yitiriyoruz diyemiyorlar.
Arkadaşlar, Türkiye zengin ama Türk halkı fakir. Sebebi? Sebebi işte bu düzen. Sebebi, üretenlerin para kazanamaması, üretemeyen rantiyenin bu ülkenin zenginliklerine adeta soyar gibi sahip olması. Ve duyuyoruz ki kendisine ağır bir ceza verilerek WhatsApp grubundan çıkartılmış. Bu çok dehşet verici bir şey olsa gerek. Önce 2,2 milyar ödendi dedi. Nereye ödendiğini biz öğrenemedik. Kimin bu açıklamayı yaptığı da belli değil. Yasaya göre etkin pişmanlıktan faydalanması için iki katını ödemesi gerekir. Yani 4,4 milyar. Anlaşılan hanımefendinin pişman olduğu da bir durum yok. ‘Nereden çıkartıyorsunuz neden 4,4 ödeyim ben pişman değilim’ diyor anlaşılan.
Bu tamamen bir buzdağının görülen ucu. Şimdi buzdağının altında ne var? Türkiye, Türk halkı bunu merak ediyor ve biz de Zafer Partisi olarak bu buzdağının altını merak ediyoruz. Kurmuş olduğumuz bir komisyon aracılığıyla bu komisyonda hem avukat hem mali konularda deneyimli polis hem bankacı, finansçı arkadaşlarımız hem de borsada uzman arkadaşlarımız var. Meseleyi çok boyutlu olarak yakından, günlük olarak izliyoruz ve izlemeye devam edeceğiz. Bu arada bu konunun üzerine gidileceğine dair siyasi taahhütler veriliyor. Bu siyasi taahhütlerin de takipçisi olacağız. Açılan soruşturmaları da hukukçularımız aracılığıyla yakından inceliyoruz.
‘Ucu nereye giderse gitsin.’ şeklinde açıklamalar yapıldığında genellikle uç bir yere gitmez. Türkiye’deki deneyimimiz budur. Ama bu sefer gitmesi gerekiyor ve bu konu gündemden düşecek bir konu değil. Çünkü bu konu sadece 500 bin, çoğu küçük yatırımcı insanı ilgilendirmiyor. Bu konu bütün Türk ekonomisini olumsuz etkiliyor ve bu konuyla ilgili bütün dünya basınında haberler çıkıyor ardı ardına. Bu haberler, Türkiye’de yatırım yapma ihtimali olan finans çevrelerini Türkiye’ye yaklaşmaktan uzaklaştırıyor. Özetle bu açgözlülük, bu soyguncu ruh her bir Türk insanına, Kastamonu’nun köyünde koyunlarını sağarak peynir yapan Hatice ablaya da Ödemiş’te incir toplayan ve kurutan Ahmet kardeşe de zarar veriyor. Türkiye’ye bu açgözlülük zarar veriyor. Onun için Türk halkı bu soruşturmanın derinleşerek devam etmesini istiyor.





