GÖZ GÖRE GÖRE SESSİZ KALMAYIN! BİR İNSANIN ÇARESİZLİĞİNE SEYİRCİ KALMAK, VİCDANLARIN EN BÜYÜK YENİLGİSİDİR!
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız,
Bugün sizlere yalnızca bir yardım çağrısında bulunmak için değil, biraz da vicdanlarımızı sorgulamak, insanlığımızı yeniden hatırlamak ve belki de uzun zamandır unuttuğumuz bir gerçeği yüzümüze haykırmak için sesleniyorum.
Bir insan gözümüzün önünde çaresizlik yaşarken, biz hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edemeyiz!
Bir esnafın dükkânını kapatmak zorunda kalması, bir babanın evine ekmek götürememesi, bir annenin çocuklarının geleceği için çaresizlik içinde gözyaşı dökmesi sıradan olaylar değildir. Bunlar hepimizin insanlığını ilgilendiren meselelerdir.
Ne yazık ki bugün toplum olarak büyük bir duyarsızlığın içine sürükleniyoruz. İnsanlar birbirlerinin sıkıntılarını görüyor ama görmezden geliyor. Birileri yardım eli beklerken diğerleri başını çevirip geçiyor. Herkes kendi hayatının telaşına düşmüş, başkasının derdiyle ilgilenmeyi neredeyse gereksiz bir yük olarak görmeye başlamış.
Peki soruyorum: Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk? Ne zaman bir insanın çaresizliği karşısında susmayı normal kabul ettik?
İnsanlık, sadece kendimiz iyi durumdayken güzel sözler söylemek değildir. İnsanlık, başkasının en zor gününde yanında durabilmektir!
Cenab-ı Allah’a binlerce hamdüsenalar olsun ki bizlere insanlara karşı duyarsız kalmayan bir vicdan, merhamet ve yardım etme duygusu nasip etmiş. Çünkü ben inanıyorum ki insanın gerçek zenginliği cebindeki parayla değil, yüreğindeki merhametle ölçülür.
Geçtiğimiz hafta bir kafede, ekonomik sıkıntılar nedeniyle adeta yaşam mücadelesi veren bir esnaf kardeşimizle karşılaştım. İş yapamıyor, kiralarını biriktirmiş, ayakta kalabilmek için büyük bir mücadele veriyordu. Yüzündeki çaresizliği, yaşadığı sıkıntıyı ve geleceğe dair endişesini görünce kayıtsız kalmam mümkün değildi.
Kendi kendime şunu söyledim:
Bu dükkân kapanmamalı! Bu insan çaresizliğe terk edilmemeli! Bir ailenin ocağı sönmemeli!
Hemen harekete geçtim. Dostlarımla, arkadaşlarımla iletişime geçtim. Bir insanın yükünü hafifletmek, bir esnafımızın yeniden ayağa kalkmasına vesile olmak için yardım çağrısında bulundum.
Sağ olsunlar, aradığım dostlarım da imkânları ölçüsünde desteklerini esirgemediler. Her biri karınca kararınca elini taşın altına koydu. İnşallah hep birlikte bu kardeşimizin yaşadığı sıkıntıları aşmasına, iş yerinin kapanmamasına ve ailesinin huzurunun korunmasına vesile olacağız.
Burada özellikle bir hususun altını çizmek istiyorum:
Bizim yaptığımız şey bir lütuf değil, insan olmanın gereğidir!
Bugün yardım eden biz olabiliriz, yarın yardıma muhtaç olan biz olabiliriz. Hayatın kime ne getireceği belli değildir. Kimse bulunduğu makamına, parasına, malına ve mülküne güvenerek başkasının çaresizliğini küçümsemesin. Çünkü hayat, insanı hiç beklemediği sınavlarla karşı karşıya bırakabilir.
Bir insanın düştüğü yerden kalkmasına yardımcı olmak, belki de bu dünyada bırakabileceğimiz en güzel izdir.
Unutmayalım ki dinimiz de insanlık da bize merhameti, paylaşmayı, mazlumun ve ihtiyaç sahibinin yanında olmayı emreder. Yardımlaşmayı sadece sözde bırakmak, iyiliği dilimizden düşürmeyip hayatımıza taşımamak büyük bir çelişkidir.
Namazımız, ibadetimiz, dualarımız kadar kul hakkına, komşumuzun derdine, ihtiyaç sahibinin çaresizliğine karşı duyarlılığımız da önemlidir.
Buradan bütün vatandaşlarımıza, iş insanlarımıza, esnaflarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza ve imkân sahibi herkese açık bir çağrıda bulunuyorum:
Çevrenize bakın! Belki hemen yanı başınızda kirasını ödeyemeyen bir esnaf, çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan bir aile, borçları altında ezilen bir baba, çaresizlik içinde yardım bekleyen bir insan vardır.
Onları görmezden gelmeyin!
Bir dükkânın kapanmasını önlemek için küçük bir katkı sunabilirsiniz. Bir ailenin mutfağına erzak götürebilirsiniz. Bir öğrencinin eğitimine destek olabilirsiniz. Bazen bir telefon, bazen küçük bir maddi katkı, bazen de samimi bir dayanışma bir insanın hayatında çok büyük değişiklikler meydana getirebilir.
Kimse yaptığı yardımın büyüklüğüyle övünmesin, küçüklüğüyle de utanmasın. Çünkü önemli olan ne kadar verdiğiniz değil, hangi niyetle ve nasıl bir yürekle verdiğinizdir.
Bir de şunu söylemek istiyorum: Başkasının çaresizliğini seyredip hiçbir şey yapmadığı hâlde her fırsatta insanlıktan, merhametten ve vicdandan söz edenlere de birkaç kelimem var.
Merhamet, sosyal medyada paylaşılan güzel sözlerden ibaret değildir. Vicdan, ihtiyaç sahibi bir insanın karşısında susup geçmek değildir. İnsanlık, sadece kendimize dokunulduğunda hatırladığımız bir kavram hiç değildir!
Artık kendimize gelmeliyiz. Birbirimizin yarasına merhem olmayı yeniden öğrenmeliyiz. Toplum olarak birbirimize sahip çıkmazsak kim sahip çıkacak? Bir esnafın kepenk kapatmasına, bir ailenin dağılmasına, bir insanın umudunu kaybetmesine seyirci kalırsak hangi insanlıktan söz edeceğiz?
Ben inanıyorum ki iyilik bulaşıcıdır. Bir kişi elini uzatır, ardından bir başkası gelir, sonra bir diğeri… Bir bakarsınız ki çaresizlik içinde olan bir insanın etrafında kocaman bir dayanışma halkası oluşmuş.
İşte bizim ihtiyacımız olan toplum tam da budur!
Son sözüm şudur:
Bir insanın çaresizliğini görüp başınızı çevirmeyin. Bir esnafın kepenk indirmesine, bir ailenin umudunu kaybetmesine, bir çocuğun geleceğinin kararmasına sessiz kalmayın.
Bugün bir insanın elinden tutun ki yarın sizin de elinizden tutacak birileri olsun.
Unutmayın; dünyadan geriye ne servetimiz ne makamımız ne de unvanımız kalacak. Geride bıraktığımız iyilikler, dokunduğumuz hayatlar ve kazandığımız gönüller kalacak.
Cenab-ı Allah bizleri ihtiyaç sahibini gören, çaresizin sesini duyan, mazlumun yanında duran, merhametini kaybetmeyen kullarından eylesin.
İNSAN İNSANA EMANETTİR!
Bu emanete sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur.
Saygılarımla…
Vesselam
Nevzat AKSOY




