<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK &#8211; Çankaya Gazetesi</title>
	<atom:link href="http://www.cankayagazetesi.com/kategori/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cankayagazetesi.com</link>
	<description>Çankaya&#039;dan Güncel Haberler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2026 13:54:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">114105528</site>	<item>
		<title>Ekranlar ve Hareketsiz Yaşam Bel ve Boyun Sağlığını Bozuyor</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2026/09/ekranlar-ve-hareketsiz-yasam-bel-ve-boyun-sagligini-bozuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 13:53:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=94840</guid>

					<description><![CDATA[Ekranlar ve Hareketsiz Yaşam Bel ve Boyun Sağlığını Bozuyor &#160; İzmir Özel Sağlık Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, hareketsiz yaşam, duruş bozukluğu ve uzun süreli&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-size: x-large;">Ekranlar ve Hareketsiz Yaşam Bel ve Boyun Sağlığını Bozuyor</span></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><span style="font-size: medium;">İzmir Özel Sağlık Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, hareketsiz yaşam, duruş bozukluğu ve uzun süreli telefon kullanımının omurga ve boyun sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, yaşa ve fiziksel duruma uygun spor yapılması gerektiğini söyledi.</span></b></p>
<p><span style="font-size: medium;">Sporun, kas ve iskelet sisteminin yakıtı olduğunu vurgulayan </span><b><span style="color: #222222;"><span style="font-size: medium;">Bozyiğit</span></span></b><b><span style="font-size: medium;">, spor yapmadan önce ısınma hareketlerinin uygulanmasının önemine dikkat çekti.</span></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>YAŞINIZA UYGUN SPOR YAPIN</b></p>
<p><span style="font-size: medium;">İnsanların yaşına uygun sporu yapmaları ve hareketli bir yaşama sahip olmalarının önemine dikkat çeken </span><b><span style="font-size: medium;">Doç. Dr. Bülent </span></b><b><span style="color: #222222;"><span style="font-size: medium;">Bozyiğit</span></span></b><b><span style="font-size: medium;">, “</span></b><span style="font-size: medium;">Burada önemli olan spor öncesinde ısınma hareketleri yapmaktır. Ben ağırlık idmanlarını, eğer profesyonel bir sporcu değilseniz, doğru bulmuyorum. Hekim olarak herkese ağır sporları önermeyiz. İskelet sistemine, bir kompresyon dediğimiz baskı yapıyor. Disklere, kemiklere ve eklemlere aşırı yük biniyor. Mutlaka ısınıp uygun ayakkabıyla, uygun alanlarda spor yapmalıyız. Herkes her türlü spor alanına veya olanağına sahip olmayabiliyor” diye konuştu.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><b>YÜRÜYÜŞTE TEMPOYU YAVAŞÇA ARTIRIN</b></span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Tüm hastalarına düzenli &#8216;yürüyüş&#8217; önerisinde bulunduğunu dile getiren <img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-94841" src="http://www.cankayagazetesi.com/wp-content/uploads/2026/09/unnamed-89drr.bozyigit-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="http://www.cankayagazetesi.com/wp-content/uploads/2026/09/unnamed-89drr.bozyigit-300x200.jpg 300w, http://www.cankayagazetesi.com/wp-content/uploads/2026/09/unnamed-89drr.bozyigit.jpg 320w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></span><b><span style="color: #222222;"><span style="font-size: medium;">Bozyiğit</span></span></b><b><span style="font-size: medium;">, şu bilgileri verdi: </span></b><span style="font-size: medium;">“Yürüyüşe hafif tempoyla başlayıp tempoyu artırmalıyız. Bir anda hızlı yürümek veya koşmak doğru değildir. Bir de yüzmek omurga sağlığı için çok faydalı. Spor salonunda yürüyüş bantları yerine açık havayı tercih etmek gerekir. Açık havada bol oksijenle yürümek her zaman daha iyidir. Bu hem zihinsel hem de fiziksel anlamda rahatlatıcıdır. İskelet sistemi hareket etmek zorunda, bir değer deyişle yürüyüş ve egzersiz yapmak zorundayız. Yoksa doğal olarak kilo almaya başlarız. Bu nedenle eklemlere binen baskı da artıyor; kemikler zamanla gücünü yitiriyor. Kemik erimesine kadar giden sıkıntılar ortaya çıkabiliyor. En basit bir travmada kırıklara yol açabilen sağlık sorunları görülebiliyor”</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><b><span style="font-size: medium;">TELEFONA BAKMAK BOYUNA 20 KİLO YÜK BİNDİRİYOR</span></b></h2>
<p><span style="font-size: medium;">Cep telefonları, sosyal medya, tablet ve taşınabilir bilgisayarların kullanım süresinin giderek arttığını hatırlatan </span><b><span style="font-size: medium;">Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent </span></b><b><span style="color: #222222;"><span style="font-size: medium;">Bozyiğit</span></span></b><b><span style="font-size: medium;">,</span></b><span style="font-size: medium;"> bu durumun hem yetişkinleri; hem de çocukları olumsuz etkilediğini söyledi.</span></p>
<p><b><span style="color: #222222;"><span style="font-size: medium;">Bozyiğit</span></span></b><b><span style="font-size: medium;">, sözlerine şöyle devam etti: “</span></b><span style="font-size: medium;">70 ve 80&#8217;li yıllarda doğan insanlar teknoloji çağında değillerdi. O dönemde hayatımızda bilgisayar ve telefon yoktu. Sokakta oyun oynar, gezerdik. Birçok fiziksel aktivitede bulunurduk. 2000&#8217;li yılların ortalarından sonra sosyal medyanın da günlük yaşantıda çok aktif olması herkesi telefon, bilgisayar ve ekranlara bağladı. Bireyselleşmeyi ön plana çıkardı. Sosyalleşmeyi sıfırladı. İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmuyor. Her fırsatta telefona bakıyor. Sokakta, yolda yürürken, hatta araç kullanırken bile telefonla ilgileniyorlar. Bu hareketsiz yaşam tarzı, duruş ve oturuş bozukluğu, kas ve iskelet sistemini de olumsuz etkiliyor. Cep telefonuna başı öne eğerek bakmak boyuna 20 &#8211; 30 kiloya yakın bir yük bindiriyor. Omurga bir noktadan sonra ister istemez iflas ediyor. Boyunda kireçlenme, boyun fıtığı veya farklı sağlık sorunları ortaya çıkmaya başlıyor. Bu nedenle düzenli spor yapmak daha çok önem taşıyor”</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">94840</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8221;Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme&#8221;</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2026/04/kanserle-mucadelede-en-onemli-artimiz-dogru-tibbi-beslenme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 10:52:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=92459</guid>

					<description><![CDATA[KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz: Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme &#160; &#160; KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz: Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme Kansersiz Yaşam&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz: Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz: Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme</b></p>
<p><b>Kansersiz Yaşam Derneği (KAYD) Yönetim Kurulu Başkanı Dida Kaymaz, kanser tedavisinin en önemli bileşenlerinden birinin doğru tıbbi beslenme olduğuna dikkat çekti.</b></p>
<p>Kansersiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dida Kaymaz, 1–7 Nisan Kanser Haftası kapsamında kanser tedavi sürecinde doğru tıbbi beslenmenin önemine dikkat çekmek amacıyla Instagram hesabı üzerinden “Gücümüz Artımızda” mesajıyla bir farkındalık videosu paylaştı. Videoda, bilimsel temellere dayanan beslenmenin tedavi sürecindeki kritik rolü vurgulandı.</p>
<p>Uzmanlara göre, kişiye özel planlanan tıbbi beslenme programları, tedaviye verilen yanıtı artırırken hastaların yaşam kalitesini de önemli ölçüde destekliyor. Kanser tedavisi sürecinde sıkça görülen iştahsızlık, kilo kaybı ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi durumlar ise doğru beslenme ile daha etkin şekilde yönetilebiliyor. Bu nedenle tıbbi beslenme, tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Doğru tıbbi beslenmenin yalnızca tedavi sürecini desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini artırdığını ve tedaviye uyumu güçlendirdiğini belirten Kaymaz, şunları söyledi:</p>
<p><i>“Kanser tedavisinde çok sık gözden kaçan ama aslında oldukça kritik bir konu var: malnütrisyon. Çoğu zaman geç fark ediliyor ama etkisi hastanın hem fiziksel hem de duygusal gücü üzerinde oldukça ağır oluyor. Aslında bu durum sadece hastayı değil, yakınlarını da derinden etkiliyor. Sevdiğiniz birinin gün gün güç kaybettiğini görmek gerçekten çok zor. Bu süreçte ailelerin aklında sürekli aynı sorular dönüyor: “Ne yapabilirim?”, “Ne yedirebilirim?” Ve bu belirsizlik ciddi bir stres yaratıyor. O yüzden beslenme kaybı fark edildiği anda bir uzmana başvurmak çok önemli. Gerekli durumlarda medikal beslenme desteği almak da sürecin önemli bir parçası. Hastaların ve yakınlarının destek istemekten çekinmemesi gerekiyor çünkü bu, hem tedavinin başarısını hem de yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.”</i></p>
<p>Kansersiz Yaşam Derneği, hazırladığı bu video ile toplumda doğru ve güvenilir bilgiye erişimi artırmayı hedeflerken, hastaların beslenme süreçlerini mutlaka uzman kontrolünde yürütmeleri gerektiğini vurguluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">92459</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8221;Sokak lezzetleri&#8221;  satıcıları mercek altına alınacak</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/11/sokak-lezzetleri-saticilari-mercek-altina-alinacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 10:19:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=90564</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde artan gıda zehirlenmeleri üzerine Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı  Tarım ilaçlarının da artık reçeteli satılacağını açıkladı. Yumaklı &#8220;Ocak ayından bugüne kadar ülke genelinde 1 milyon 143 bin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde artan gıda zehirlenmeleri üzerine Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı  Tarım ilaçlarının da artık reçeteli satılacağını açıkladı.</p>
<p>Yumaklı &#8220;Ocak ayından bugüne kadar ülke genelinde 1 milyon 143 bin denetim yaptık. Başta hijyen şartları olmak üzere ürünlerin uygun koşullarda muhafaza edilip edilmediği işletmelerin onay durumlarını kontrol ettik. Numuneler aldık, analizler yaptık.</p>
<p>Kurallara uymayan 26 bin 591 işletmeye 2 milyar 265 milyon TL idari para cezası uyguladık. Bunların yanı sıra suç unsuru tespit edilen 506 dosyayı Cumhuriyet savcılıklarımıza ilettik ,dedi.</p>
<p>Tarım Bakanı şunları söyledi:-Vatandaş odaklı yeni uygulamamızı paylaşmak istiyorum. Vatandaşlarımız gıda konusunda herhangi bir ortamda müşahede ettikleri her türlü uygunsuzluğu direkt bizlere iletebilecekler. Bu sayede vatandaşlarımız gönüllü bir gıda denetçisi olacak. Uygulamanın detaylarını önümüzdeki günlerde açıklamış olacağız.</p>
<p data-t="{&quot;n&quot;:&quot;blueLinks&quot;,&quot;t&quot;:13,&quot;a&quot;:&quot;click&quot;,&quot;b&quot;:76}"><strong>‘DENETİMLERİMİZİ ARTIRDIK’</strong></p>
<p data-t="{&quot;n&quot;:&quot;blueLinks&quot;,&quot;t&quot;:13,&quot;a&quot;:&quot;click&quot;,&quot;b&quot;:76}">Risk analizi bazında denetimlerimiz devam ediyor. Et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal gıdaların satış noktalarında, toplu tüketimlerinde denetimlerimizi artırdık.</p>
<p data-t="{&quot;n&quot;:&quot;blueLinks&quot;,&quot;t&quot;:13,&quot;a&quot;:&quot;click&quot;,&quot;b&quot;:76}">Sokak lezzetleri diye tabir edilen gıda satış yerlerini mercek altına aldığımız sektörel denetimi başlattık.</p>
<p>Altında sert hareket sonrası önümüzdeki 1 haftaya dikkat: ‘Yıl sonuna varmadan test edilebilir’</p>
<p data-t="{&quot;n&quot;:&quot;blueLinks&quot;,&quot;t&quot;:13,&quot;a&quot;:&quot;click&quot;,&quot;b&quot;:76}"><strong>‘BÜTÜN TÜRKİYE’DE HAYATA GEÇİRMİŞ OLACAĞIZ’</strong></p>
<p data-t="{&quot;n&quot;:&quot;blueLinks&quot;,&quot;t&quot;:13,&quot;a&quot;:&quot;click&quot;,&quot;b&quot;:76}">Mevcut uygulamalarımıza yenilerini ekliyoruz. Bunlardan ilki daha önce duyurduğumuz B reçete yani bitki reçetesi uygulaması. Bu sistemle birlikte artan zirai ilaçlar da bitki koruma ilaçları da aynı beşeri ilaçlar gibi bir ziraat mühendisinin reçetesi ile birlikte alınabilecek. Böylece istediği ilacı istediği zaman hiç kimsenin alması mümkün olmayacak. Bu uygulamayı önümüzdeki yıl bütün Türkiye’de hayata geçirmiş olacağız.Pestisit kalıntısı konusundaki mücadelemizde önemli bir aşamayı geçmiş olacağız.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">90564</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8221;ŞEKER DEYİP GEÇMEYİN ‘TÜKETİRKEN TÜKENMEYİN!’&#8217;</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/09/seker-deyip-gecmeyin-tuketirken-tukenmeyin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 10:39:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=89765</guid>

					<description><![CDATA[ŞEKER DEYİP GEÇMEYİN ‘TÜKETİRKEN TÜKENMEYİN!’: DAMARLARI TAHRİP EDİYOR, KALP KRİZİ VE ÖLÜMLERE NEDEN OLUYOR! PROF. DR. GÜLİSTAN BAHAT &#8211; ÖZTÜRK: “KAS MİKTARINI KORUMAK İÇİN İLERİ YAŞ DA ZAYIF OLMAKTAN KAÇININ!” DOÇ.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ŞEKER DEYİP GEÇMEYİN ‘TÜKETİRKEN TÜKENMEYİN!’:</strong> <strong>DAMARLARI TAHRİP EDİYOR, KALP KRİZİ VE ÖLÜMLERE NEDEN OLUYOR!</strong></p>
<p><strong>PROF. DR. GÜLİSTAN BAHAT &#8211; ÖZTÜRK: “KAS MİKTARINI KORUMAK İÇİN İLERİ YAŞ DA ZAYIF OLMAKTAN KAÇININ!”</strong></p>
<p><strong>DOÇ. DR. NADİR ALPAY: “BÖBREK HASTALIĞININ BİR BELİRTİSİ DE KAŞINTI! YAPILMASI GEREKEN; HİÇBİR HASTALIK OLMASA DAHİ YILDA 1 KEZ KAN VE İDRAR TAHLİLİ YAPTIRMAK”</strong></p>
<p><strong>TBV BAŞKANI TİMUR ERK: “ŞEKER TÜKETİMİ HER YAŞ İÇİN BAĞIMLILIK SEVİYESİNDE!”</strong></p>
<p><strong>Türk Böbrek Vakfı, 19-25 Eylül ‘Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası’nda Konunun Uzmanlarını Kasımpaşa Emekli Evi’nde Bir Araya Getirdi.</strong></p>
<p>Türk Böbrek Vakfı tarafından geliştirilen ve hayata geçirilen 19-25 Eylül ‘Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası’, aşırı şeker tüketimi ve buna bağlı hastalıklara dikkat çekmek üzere bu yıl dördüncü kez ele alındı. Tüm dünyada farklı kurumlarca kutlanan ve sağlık anlamında büyük farkındalık yaratan bu özel gün için TBV, konunun uzmanlarını Kasımpaşa Emekli Evi’nde buluşturdu. Etkinlikte, TBV Başkanı Timur Erk, Beyoğlu Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Murat Aydın, İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı (Yaşlı Sağlığı ve Hastalıkları) Prof. Dr. Gülistan Bahat – Öztürk, TBV Danışma Meclisi Üyesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay, TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın ve TBV destekçilerinden oyuncu ve spor psikoloğu Eylem Şenkal da hazır bulundu.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="aligncenter size-thumbnail wp-image-89767" src="http://www.cankayagazetesi.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-38timur-erk-bobrek-vakfi-baskani-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Etkinlikte söz alan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “</strong>Sağlık Bakanlığımız tarafından ülke çapında kutlanacak belirli günler ve haftalar takvimine alınan ‘Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası’ için bir aradayız. Değerli akademisyenlerimiz Sayın Prof. Dr. Gülistan Bahat &#8211; Öztürk, bize erişkin ve yaşlı dönemlerdeki durumu anlatacak. Doç. Dr. Nadir Alpay ise konuyu böbrek sağlığımız açısından ele alacak. Üzülerek belirtmek isterim ki maalesef, şeker tüketimi artık her yaş için bağımlılık seviyesinde. Bu ürkütücü tablo günümüzde yaşam süresinin uzaması ve buna paralel ileri yaş nüfusumuzun artması ile baş edilmesi güç hastalıkları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle vakıf olarak her zaman vurguladığımız, sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları her geçen gün daha da önemli oluyor. Erken yaşlarda edinilen sağlıklı alışkanlıklar, bireylerin orta ve ileri yaş dönemlerini daha dinç ve ayakta geçirmeleri adına en büyük yatırım oluyor” dedi.</p>
<p><strong>“DEĞERLERİ KONTROL ALTINDA TUTMAK ALZHEİMER RİSKİNİ AZALTIYOR!”</strong></p>
<p><strong>İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı (Yaşlı Sağlığı ve Hastalıkları) Prof. Dr. Gülistan Bahat &#8211; Öztürk</strong> ise konuşmasında gençlikte obeziteden, iler yaş döneminde ise yetersiz beslenmeden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Gülistan Bahat -Öztürk; “Genç erişkinlik döneminde sağlıklı kiloyu korumak ve obeziteyi önlemek, uzun vadeli sağlık için çok önemli. Yetersiz beslenme riski ya da kilo kaybına yol açan bir kronik hastalık yoksa ideal beden kütle indeksi 18.5–25 kg/m² aralığındadır.</p>
<p>Bu dönemde kan basıncını, kan şekerini ve kan yağlarını kontrol altında tutmak, yalnızca kalp-damar hastalıkları riskini değil, aynı zamanda Alzheimer hastalığı riskini de azaltmaktadır.</p>
<p><strong>“KAS MİKTARINI KORUMAK İÇİN ŞİŞMAN OLMAK ZAYIF OLMAYA GÖRE ÇOK DAHA İYİ”</strong></p>
<p>Yaşlılık döneminde ise tablo farklıdır: Obezite yerine yetersiz beslenme (malnütrisyon) daha büyük bir tehlikedir. Araştırmalar, yaşlılarda en düşük ölüm oranlarının ve en iyi fonksiyonelliğin ‘hafif fazla kilolu’ sayılan beden kütle indeksi aralığında (kabaca 24-29 kg/m2) görüldüğünü gösteriyor. Bu nedenle yaşlı bireylerde kilo kaybı ve diyet kısıtlamaları zararlı olabilir. İleri yaş da kas miktarı son derece önemli, bu nedenle kas miktarını korumak için şişman olmak, zayıf olmaya göre çok daha iyi. Bunun önüne geçmek için özellikle diyabet ve yüksek tansiyon hastalarında, aşırı kısıtlamalı beslenme şekli gözden geçirilmeli ve egzersiz muhakkak hayatımızda olmalı. En az ölüm riski ve en az bağımlılık-sakatlanma riski fazla kilolu aralıkta. 65 yaş üstü böyle ama 70 yaş üstü özellikle böyle. Çok zayıf kimseler düşme ve benzeri sakatlanmalar ile zatürree, grip gibi bir hastalığı çok daha derin yaşarken, bunun aksine kilolu kimselerde bu süreç daha rahat işliyor. Yağ ve kas herhangi bir hastalık döneminde bizi koruyor.” dedi.</p>
<p><strong>“ŞEKER; DAMAR SERTLİĞİ, KILCAL DAMARLARDA TIKANMA VE BÖBREKTE PROTEİN KAÇAĞINA NEDEN OLABİLİYOR”</strong></p>
<p>‘Tüketirken Tükenmeyin!’ sloganı ile hayata geçirilen etkinlikte <strong>TBV Danışma Meclisi Üyesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay da konuyu, </strong>böbrek sağlığı açısından ele aldı. Doç. Dr. Alpay; “Dünya genelinde 20-79 yaş arasındaki yetişkin nüfusun yaklaşık %11.1 kadarı diyabetli. (<a href="https://panel.basinlistem.com/UrlRedirect.ashx?Mail=eyoldar@gmail.com&amp;MailID=51392580&amp;url=https%3a%2f%2fidf.org%2fabout-diabetes%2fdiabetes-facts-figures%2f%3futm_source%3dchatgpt.com" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://panel.basinlistem.com/UrlRedirect.ashx?Mail%3Deyoldar@gmail.com%26MailID%3D51392580%26url%3Dhttps%253a%252f%252fidf.org%252fabout-diabetes%252fdiabetes-facts-figures%252f%253futm_source%253dchatgpt.com&amp;source=gmail&amp;ust=1758361153342000&amp;usg=AOvVaw3NDqmQ1svrFWi6SB6aORYY"><u>International Diabetes Federation</u></a>). Bu da yaklaşık 589 milyon yetişkin (20-79 yaş) demektir. Ülkemizdeki durum da TURDEP I ve II çalışmalarında %13-15 oranında diyabet hastası olduğunu gösteriyor. Fazla şeker tüketiminin vücutta hem insülin direnci hem organ yağlanmaları hem de böbreklere zararı oldukça fazla. Bunun yanında az şeker tüketimi de önemli. Beslenme piramidi denilen yapıda vücudun tüm besinleri uygun oranda alması gerekiyor. Şeker hastalarında mikrovasküler ve makrovasküler dediğimiz komplikasyonları çok iyi takip etmemiz gerekir. Şeker hastalarında özellikle böbrekle ilgili kısma değinecek olursak şekerin kendisi; damar sertliğine, böbrekte küçük kılcal damarlarda tıkanmaya ve aynı zamanda böbrekte protein kaçağına neden olabiliyor. Bu sebeple şeker hastalarının kalorilerine, ilaç kullanımına ve diyetine çok dikkat etmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>BÖBREK HASTALIĞININ BİR BELİRTİSİ DE KAŞINTI!</strong></p>
<p><strong>Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay böbrek hastalıkları bulguları ile ilgili; “</strong>Yüksek tansiyon, el, ayak, yüz ve gözlerde şişme ve ödem, iştahsızlık, bulantı ve kusma, kansızlık, çabuk yorulma, göğüs ağrısı, kas &#8211; eklem ağrısı gibi bulgular ve sonrasında da idrarın kalitesinin değişmesi, miktarının azalması gibi bulgular bizlere böbrek hastalığı düşündüren durumlar olabiliyor. Bir de son dönemde kaşıntı bulgusunun eklediğini söyleyebiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>“YAPILMASI GEREKEN; HİÇBİR HASTALIK OLMASA DAHİ YILDA 1 KEZ KAN VE İDRAR TAHLİLİ YAPTIRMAK”</strong></p>
<p>Böbrek hastalığı sinsi ilerliyor, gizli ve sinsi kalabiliyor ama bizim topluma genel önerimiz; yılda 1 defa, hiçbir hastalığı olmasa da aile hekimine gidilip tahlil yaptırılmasıdır. Üre ve kreatin denilen kan tahlilleri ile idrar tahlili yaptırmak bizim böbrek hastalığı açısından fikir sahibi olmamıza yardımcı oluyor. Bu durum, gizli bir böbrek hastalığı söz konusu ise bunu saptayarak iler tetkik yapmamıza imkân sağlıyor. Özetle yılda bir kez yapılacak bir kan ve idrar tahlili bize yardımcı olacaktır.</p>
<p>Toplantıda konuşan <strong>TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın</strong>; “Sağlıklı yaşamda önemli olan besin çeşitliliğine özen göstermek. 4 besin grubumuz var; süt ve süt ürünleri, etler ve kuru baklagiller, sebzeler ve meyveler ile ekmek ve tahıl grubu. Bunları tabağımızda ve masamızda görebilirsek besin çeşitliliğini sağlamış oluruz.<strong> </strong>Özellikle ileri yaş da az öğünle beslenmemeye özen göstermeliyiz çünkü az öğün, metabolizmanın yavaşlamasına neden olur bu da daha hızlı yaşlanmaya yol açar.” dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">89765</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her 100 kişiden birinin &#8221;ŞİZOFRENİ&#8221; olma riski var !</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/05/her-100-kisiden-birinin-sizofreni-olma-riski-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 May 2025 06:22:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=88314</guid>

					<description><![CDATA[24 MAYIS DÜNYA ŞİZOFRENİ GÜNÜ! PROF. DR. ALP ÜÇOK: “ŞİZOFRENİDE DAMGALANMA KORKUSU TEDAVİYİ GECİKTİRİYOR” DR. ERHAN YÜKSEK: “BİLİMSEL GERÇEK: ŞİZOFRENİ TEDAVİ EDİLEBİLİR, HAYAT DEVAM EDER” ÇOCUKLUK ÇAĞI TRAVMALARI VE ESRAR&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>24 MAYIS DÜNYA ŞİZOFRENİ GÜNÜ!</strong></p>
<p><strong>PROF. DR. ALP ÜÇOK: “ŞİZOFRENİDE DAMGALANMA KORKUSU TEDAVİYİ GECİKTİRİYOR”</strong></p>
<p><strong>DR. ERHAN YÜKSEK: “BİLİMSEL GERÇEK: ŞİZOFRENİ TEDAVİ EDİLEBİLİR, HAYAT DEVAM EDER”</strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLUK ÇAĞI TRAVMALARI VE ESRAR KULLANIMI ŞİZOFRENİYE YOL AÇABİLEN ÇEVRESEL ETKENLERİN EN ÖNEMLİLERİNDEN..</strong></p>
<p><strong>HER 100 KİŞİDEN 1&#8217;İNİ ETKİLİYOR, NEDENLERİ SADECE GENETİK DEĞİL!</strong></p>
<p>24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü. Şizofreni, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüm dünyada 21 milyon kişiyi etkiliyor. Şizofreni, sanıldığı gibi nadir bir hastalık değil! Her 100 kişiden birinin yaşamı boyunca bu hastalanma riski var ve sadece genetik yatkınlıktan kaynaklanmıyor. Çevresel faktörler de büyük rol oynuyor. Göçmen olmak, toplumda azınlık konumunda bulunmak, sosyoekonomik olarak dezavantajlı bir bölgede yaşamak bile şizofreni riskini artırabiliyor. Şizofreni, <strong>düşünce, algı, duygu ve davranışlarda bozulmalara yol açan kronik ve epizodik seyirli</strong> bir psikiyatrik hastalıktır. Genellikle ergenliğin sonları veya genç erişkinlik döneminde başlar.</p>
<p>Ancak hastaların en büyük sorunu, hastalığın kendisinden çok <strong>toplum tarafından damgalanmak!</strong> Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Prof. Dr. Alp Üçok, yıllardır şizofreni hastalarıyla çalışan bir uzman olarak bu konuda önemli uyarılarda bulunuyor:</p>
<p><strong>“KİMSE İYİ ŞEYLER YAPTIĞIMIZI GÖREMEYECEK, TOPLUM BİZİ SADECE KÖTÜ HABERLERDE GÖRÜYOR”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Üçok; “Şizofreni, diyabet ya da hipertansiyon gibi <strong>kronik bir hastalık. Ancak bu tedavi edilemediği anlamına gelmiyor. </strong>Tedavisi mümkün ama toplumdaki önyargılar nedeniyle hastalar doktora gitmekten çekiniyor, tedaviye direnç gösteriyor. Prof. Dr. Alp Üçok, bir İngiliz hastanın “<strong>İnsanlar bizim iyi bir şey yaptığımızı asla göremeyecek. Çünkü biz sadece kötü haberlerle medyaya yansıyoruz.” </strong>sözlerinin çok anlamlı ve durumu en net ortaya koyan ifade olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Alp Üçok; Şizofreni hastaları işinde başarılı olabilir, normal bir yaşam sürebilir. Ancak haberlerde ya da toplumda hep olumsuz örneklerle anıldıkları için, insanlar bu gerçeği göremiyor. Oysaki şiddet içeren pek çok olayın arkasında ruhsal bir hastalık bulunmuyor. Türkiye’de her yıl birçok kadın şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor ama faillerin büyük çoğunluğu psikiyatrik hasta değil! Buna rağmen şizofreni hastaları haksız bir şekilde damgalanıyor.</p>
<p><a id="m_-6236777845205519472_Hlk195702140"></a><strong>ESRAR kullanımı VE çocukluk TRAVMAlrı; en önemli çevrwsel risk etkenlerinden</strong></p>
<p>Şizofreninin görülme oranı yüzde 1, ancak ailesinde hastalık öyküsü olanlarda bu oran yüzde 10’a çıkıyor. Yani genetik faktörler etkili ancak tek başına belirleyici değil.</p>
<p>Prof. Dr. Alp Üçok, bu durumda en büyük risk faktörlerinden birinin <strong>madde kullanımı olduğunu</strong> belirtiyor:</p>
<p><strong>“Esrar kullanımı dünyada yaygınlaşıyor ama zararları göz ardı ediliyor. İnsanlara tedavi için ilaç kullanmasını öneriyor, ‘Ben kimyasala karşıyım’ diyorlar ama esrarın içindeki kimyasalları bilmiyorlar.”</strong></p>
<p>Esrarın yanı sıra, <strong>çocukluk çağı travmaları da şizofreni riskini artırıyor.</strong> Fiziksel ve duygusal ihmal, çocukluk döneminde maruz kalınan şiddet ya da cinsel travmalar, beynin strese tepkisini değiştirerek ilerleyen yıllarda psikoza yol açabiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Alp Üçok: Her yüz kişiden biri yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski taşır. Ancak hastaların ailelerinde görülme sıklığı yüzde 10&#8217;a çıkıyor. Yani her 10 hastanın 1&#8217;inin ailesinde hastalık görülüyor. Genetik mutasyon dediğimiz gen yapısındaki değişiklikler de hastalığa yol açabiliyor. Genetiğin bir rolü var ama çevresel faktörlerin de rolü var. En önemli faktör madde kullanımı. Maalesef esrar dünyada yaygınlaşırken esrarın zararlı olduğuna dair inanç da azalıyor. İnsanlara ilaç veriyoruz &#8220;Ben kimyasala karşıyım&#8221; diyor ama esrarın içinde kimyasal olduğunu bilmiyor. Fakat bazı kişilerde esrar kullanımını bıraksa bile psikoz devam ediyor. Ayrıca toplumda artan cinsel, fiziksel, duygusal travmalar. Bunlar yine çocuğun küçükken şiddete maruz kalması, cinsel şiddete maruz kalması, temel duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının ihmal edilmesi de depresyona yol açtığı gibi psikoza da yol açabiliyor. Bu vücudun verdiği hormonal tepkileri etkiliyor ve kortizol salımındaki miktar artıyor ve onu tehditten korumak için işleyen sistem artık kötüye çalışmaya başlıyor. &#8220;Çocukken sevgi görmedim&#8221; gibi ifadeler yaygın ama bunlar gerçekten ciddi boyuttaysa psikoz riskini arttırıyor. Artıyor mu dersek? Şizofreniye yol açan yaşam koşulları artıyor. Şiddet, madde kullanımı, büyük şehirlerde yaşamak bunlar şizofreniyi arttırdığı için şizofreni görülme oranı da artıyor olabilir. Buna paralel olarak dramatik bir artış yok. Çünkü tek bir sebebe bağlamak mümkün değil. Mesela varlıklı bir semtte düşük yaşam koşullarında yaşıyor olmak da şizofreni riskinde artışla ilişkili. Azınlık konumunda olmak, göçmen olmak, farklı bir dini veya etnik gruba sahip olmak kişide psikoz riskini arttırıyor. Bunun nedeni beyindeki gri maddenin daha ince olduğu görülüyor. Bunlar hep hormonal ve genetik değişiklikler. Olay sadece anneden babadan doğarken olanlar değil. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, eğitim eşitsizliği, azınlık olmak da risk etkeni olabiliyor. Yani şizofreni &#8220;Sevilmedi, ilgi görmedi, mutlu olamadı&#8221; gibi muğlak ifadelerle değil gerçekten net, ölçülebilir risk etkenlerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><strong>BİLİMSEL GERÇEK: ŞİZOFRENİ TEDAVİ EDİLEBİLİR, HAYAT DEVAM EDER</strong></p>
<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı <strong>Dr. Erhan Yüksek</strong>, Dünya Sağlık Örgütü’nün gerçekleştirdiği ve 15 ile 25 yıl süren <strong>Uluslararası Şizofreni Çalışması</strong>na dikkat çekiyor: çalışma, şizofreninin iyileşme potansiyeli yüksek bir hastalık olduğunu güçlü biçimde ortaya koymaktadır. Bu çalışma kapsamında 16 farklı ülkeden yüzlerce hasta, 15 ila 25 yıl boyunca takip edilmiş ve çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir.</p>
<p>Dr. Erhan Yüksek; “İyileşme, sadece semptomların kaybolması değil; kişinin üretken, anlamlı ve bağlantılı bir yaşam sürmesidir.”</p>
<p>Çalışmanın öne çıkan verileri şunlardı: Kolombiya&#8217;nın Cali kentinde deneklerin üçte ikisi takip sırasında tam zamanlı çalışırken, İngiltere&#8217;nin Nottingham kentinde deneklerin %60&#8217;ından fazlası tüm psikotik semptomlardan arındığı görülmüştür. İngiltere örneğindeki güçlü sonuçlarda; Özellikle Toplum Ruh Sağlığı Ekipleri’nin multidisipliner yapıda organize edilmesi ve uzun süreli takibi sağlaması önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmaya göre ilk dönemde iyileşmeyen hastaların bile %15 geç dönemde iyileşme göstermiştir.</p>
<p>İlaç tedavisi alan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşayan bireylerin, güçlü aile bağları ve toplumsal destek sayesinde daha yüksek oranda işlevsel iyileşme gösterdiği görülmüştür.</p>
<p>Bu veriler, şizofreninin sadece <strong>biyolojik değil, sosyal bir hastalık</strong> olduğunu; <strong>doğru destekle iyileşme potansiyelinin çok yüksek</strong> olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Şizofreni, dalgalı seyreden ve değişime açık, dinamik bir süreçtir. Bu çalışma, şizofreni hastalarının büyük bir kısmının zamanla belirtilerinden kurtulabildiğini, sosyal hayata dönebildiğini ve üretken bir yaşam sürdürebildiğini göstermektedir. Şizofreni ile ilgili olumsuz ön yargılar maalesef iyileşme öykülerinin bile paylaşılmasının önünde engeldir. Ancak bilimsel veriler artık çok daha net bir biçimde şunu söylemektedir: Şizofreni, doğru zamanda ve doğru şekilde ele alındığında, umut vadeden bir iyileşme süreci barındırır.</p>
<p>Sonuç olarak; şizofreni, toplumun yüzleşmesi gereken bir sağlık sorunudur. <strong>Tedavi edilebilir</strong>, <strong>iyileşme mümkündür</strong>, <strong>yaşam devam eder</strong>. Ancak damgalama ve önyargılar, bu süreci yavaşlatır.</p>
<p><strong>ŞİZOFRENİ Belirtileri üç ana gruba ayrılır:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Pozitif Belirtiler (zihinsel işlevlerin bozuk çalışmasının sonucu olan belirtiler):</strong>
<ul>
<li>Varsanılar (halüsinasyonlar): En sık <strong>işitsel halüsinasyonlar</strong> (sesler duyma)</li>
<li>Sanrılar (hezeyanlar): Gerçek dışı, sabit inançlar (örneğin takip edildiğini düşünme)</li>
</ul>
</li>
<li><strong>Negatif Belirtiler (normal zihinsel işlevlerin eksik, azalmış biçimde çalışmasının sonuçları):</strong>
<ul>
<li>Duygulanımda küntleşme (yüzdeki duygu ifadelerinin silinmesi)</li>
<li>Sosyal çekilme</li>
<li>Konuşmada fakirlik</li>
</ul>
</li>
<li><strong>Bilişsel Belirtiler:</strong>
<ul>
<li>Dikkat dağınıklığı</li>
<li>Bellek ve yürütücü işlevlerde bozulma</li>
<li>Düşünce organize etmede güçlük</li>
</ul>
</li>
</ol>
<p>Psikotik dönem, hastalığın alevlenme evresidir. Bu dönemde birey;</p>
<ul>
<li>Gerçeklik algısını kaybedebilir,</li>
<li>Olmayan sesleri duyabilir,</li>
<li>Gerçek dışı düşüncelere kesin biçimde inanabilir,</li>
<li>Çevreyle iletişimi bozulur.</li>
</ul>
<p>Bu dönemde hasta <strong>korkulu, içine kapanık ya da ajite</strong> olabilir. Ancak <strong>tedaviyle çoğu zaman bu belirtiler gerileyebilir ve kişi işlevsel yaşama dönebilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">88314</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Safra Kesesi Taşı Tedavisinde Uzman Hekime Danışın!</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/04/safra-kesesi-tasi-tedavisinde-uzman-hekime-danisin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Apr 2025 15:28:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=87669</guid>

					<description><![CDATA[Safra Kesesi Taşı Tedavisinde Uzman Hekime Danışın! Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, gelişmiş ülkelerde sindirim sistemini ilgilendiren hastalıklar içinde en sık hastaneye yatış nedeni olan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span><b>Safra Kesesi Taşı Tedavisinde Uzman Hekime Danışın!</b></span></span></h2>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span>Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, gelişmiş ülkelerde sindirim sistemini ilgilendiren hastalıklar içinde en sık hastaneye yatış nedeni olan safra kesesi taşı hastalığına ülkemizde de sıklıkla rastlandığını belirtti.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span>Toplumlara göre değişmekle birlikte insanların yüzde 6 ila 20’sinde safra kesesi taşı bulunduğunu dile getiren Doç. Dr. Yaman, tedavinin bu konuda deneyimli hekimlerce yapılması gerektiğini söyledi.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span>Safra taşı gelişimindeki risk faktörleri hakkında bilgi veren Yaman, “Şeker hastalığı, kilolu olmak, kolesterol yükseklikleri, kadın cinsiyeti, ailede taş öyküsü, yüksek kalorili rafine karbonhidrattan zengin, lif içeriği düşük olan gıdalar tüketmek, düşük fiziksel aktivite, çok doğum yapma, uzun süre aç kalma ve hızlı kilo verme, alkolik siroz, bariatrik cerrahi, östrojen tedavisi ya da doğum, hiperinsülinizm ve metabolik sendrom gibi durum ve hastalıklar taş oluşum riskini artırır” diye konuştu.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span><b>FARKLI ORGANLARI DA ETKİLEYEBİLİYOR</b></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span>Hastalığın farklı organlarda da enfeksiyonlara neden olabileceği konusunda uyarıda bulunan Doç. Dr. İsmail Yaman, şöyle devam etti: “Safra kesesi karaciğerden salgılanan günlük yaklaşık bir litre safranın toplandığı, küçük, kese biçiminde bir organdır. Kesenin görevi; safra sıvısını depolamak, konsantre etmek ve yemekler mideden ince bağırsağa geçtiğinde kasılarak içinde biriktirdiği safrayı bağırsağa akıtarak sindirime yardımcı olmaktır. Safra içerisinde bulunan lesitin gibi bazı maddeler safranın akışkanlığının korunmasını sağlar. Bu gibi maddelerin eksiklikleri safranın tortulaşıp sonradan da taşların oluşumuna neden olabilir. Safra kesesindeki kasılma hareketlerindeki bozukluk ve kesenin bağırsağa boşalmasını engelleyen durumlar taş oluşumuna neden olabilir. Çeşitli kan hastalıkları ya da yüksek kolesterol düzeyleri de safranın içinde yer alan bileşenlerin değişimine dolayısıyla taş oluşumuna neden olabilir. Safra kesesi enfeksiyonu, pankreas enfeksiyonu, safra yolu enfeksiyonu ya da sarılık gibi ciddi hastalıklara neden olabilir”</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span><b>ÇOĞUNLUKLA BELİRTİ VERMİYOR&#8230;</b></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span>Taş bulunan kişilerin yüzde 50 ila 70’inde şikayet bulunmadığını ifade eden Doç. Dr. İsmail Yaman, çoğu başka bir nedenle yapılan karın ultrasonografisi ile tesadüfi olarak saptandığını belirtti.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span>Yaman, “Şikayeti olanlarda genellikle karın sağ üst kesimde ağrı, bulantı ve kusma görülür. Sağ kürek kemiğine ya da her iki kürek kemiği arasına da vurabilen bu ağrı daha sık olarak yemek sonrasında görülme eğilimindedir. Daha nadir olarak sarılık ve yaygın karın ağrısı da görülebilir. Şikayetlere neden olan safra kesesi taşlarında cerrahi uygulanır. Asıl tartışma belirti oluşturmamış, tesadüfi olarak saptanmış olan safra taşlarındadır. Belirti oluşturmaksızın tesadüfi olarak saptanmış olan bu tip hastalarda kesenin yıllar içerisinde sorun çıkarma riski %10-25 arasında değişir. Bu nedenle bu şekilde tesadüfen saptanmış olan safra kesesi taşlarının tümünde ameliyat önerilmez. Bu kişilerde bazı kan hastalıkları varsa, obezite cerrahisi ya da kalın bağırsak cerrahisi geçirecekse, taşlara ek olarak 1 cm’den büyük safra kesesi polipi varsa ameliyat önerilmelidir” dedi.</span></span></p>
<p>Ameliyat hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Yaman, “Ameliyatta taşlar değil safra kesesi alınır. Ameliyatta laparoskopik yöntem önerilmektedir. Laparoskopik safra kesesi ameliyatında üç ya da dört adet yarım ve bir cm’lik küçük kesilerden cerrahi gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hastalar daha az ağrı, çok daha küçük kesi, erkenden ayağa kalkma ve gündelik hayata dönüşün yanında hastanede yatış süresinin kısalması gibi birçok avantaja da kavuşmaktadır. Laparoskopik safra kesesi ameliyatı olacak hasta genellikle ameliyatın yapılacağı gün hastaneye yatar, ameliyattan 6 saat sonra hafif gıdalar alabilir ve ayağa kalkabilir, ameliyatın ertesi günü de taburcu edilir” ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">87669</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GELECEĞİN SAĞLIK TARAMA MODELİ: RUH SAĞLIĞI CHECK-UP!</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/03/gelecegin-saglik-tarama-modeli-ruh-sagligi-check-up/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Mar 2025 12:25:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=87451</guid>

					<description><![CDATA[RUH SAĞLIĞI ÇOĞU ZAMAN DİĞER HASTALIKLARLA KARIŞTIRILABİLİYOR! GELECEĞİN SAĞLIK TARAMA MODELİ: RUH SAĞLIĞI CHECK-UP! MOODİST PSİKİYATRİ VE NÖROLOJİ HASTANESİ TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN Ruh Sağlığı Check-Up Programları Bütüncül bir yaklaşımla çok yönlü&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>RUH SAĞLIĞI ÇOĞU ZAMAN DİĞER HASTALIKLARLA KARIŞTIRILABİLİYOR!</strong></p>
<p><strong>GELECEĞİN SAĞLIK TARAMA MODELİ: RUH SAĞLIĞI CHECK-UP!</strong></p>
<p><strong>MOODİST PSİKİYATRİ VE NÖROLOJİ HASTANESİ TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN Ruh Sağlığı Check-Up Programları Bütüncül bir yaklaşımla çok yönlü değerlendirme yaparak doğru tedavi planlamasına ışık tutuyor…</strong></p>
<p>Geleneksel sağlık taramalarında fiziksel hastalıkların tespiti ön planda tutulurken, ruh sağlığının göz ardı edilmesi günümüz sağlık anlayışında önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman metabolik hastalıkların ruhsal sıkıntılar doğurması beden ve ruh sağlığının birlikte ele alınmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu noktadan hareket eden <strong>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi,</strong> bireylerin zihinsel ve duygusal sağlığını bütüncül bir perspektifle ele alarak kapsamlı ruh sağlığı check-up programları geliştirdi. Bu programlar, bireyin psikolojik, nörolojik ve biyokimyasal verilerini bir araya getirerek çok yönlü bir değerlendirme sağlıyor.</p>
<p><strong>Klasik Check-Up’tan Farkı Nedir?</strong> Ruh sağlığı check-up programları, geleneksel taramalardan farklı olarak yalnızca fiziksel belirtileri değil, bireyin ruhsal, bilişsel ve biyokimyasal durumunu da göz önünde bulunduruyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erhan Yüksek’e göre, “Ruh sağlığının değerlendirilmesi çok hassas bir konudur. Çoğu insan kendi yaşamında derinden hissettiği ve düşündüğü şeyleri kendince değerlendirir ve bunları nereye koyacaklarını bilemezler. Bu tür programlar, bir profesyonel ile ilk teması sağlaması açısından büyük önem taşır.”</p>
<p>Bu program sayesinde birey, ruhsal bir sorunundan habersiz yıllarca geçen sürecin önüne geçebilir ve profesyonel destek alma fırsatı yakalayabilir. Bizim programımızda ruh sağlığı, ayrıca hafıza, beslenme ve biyokimya testleri bir araya getirilerek bireyin genel sağlık durumu, çok daha geniş bir perspektiften ele alınır.</p>
<p><strong>Beyin Haritalama ve Bilişsel Testlerin Önemi</strong> Ruh sağlığı check-up programlarında kullanılan QEEG (Beyin Haritalama) ve CNS Vital Signs testleri, bireylerin zihinsel ve duygusal sağlığını objektif verilerle değerlendirme fırsatı sunuyor. Dr. Yüksek, “QEEG ile beyin dalgalarının frekans ve yoğunluk dağılımı analiz edilerek bilişsel süreçler, ilaç faydasının olup olmayacağı ve ayırıcı tanı da umut vadediyor. CNS Vital Signs ise bellek, yürütücü işlevler, dikkat ve işlem hızı gibi alanları değerlendiren kapsamlı bir nöropsikolojik test bataryasıdır” diye belirtiyor.</p>
<p>Geleneksel yöntemlerden farklı olarak bu testler, tanı koyma sürecinde sübjektif hata payını azaltabilir psikiyatrik ve nörolojik rahatsızlıkların daha erken teşhis edilmesini sağlayabilir. Örneğin, depresyon, anksiyete veya DEHB tanısı konulurken yalnızca klinik gözlemler değil, beyin aktivitesine dair objektif bulgular da değerlendirmeye alınıyor.</p>
<p><strong>Biyokimya Testleri ve Ruh Sağlığı</strong> Kan testleri, ruh sağlığını belirleyen en önemli unsurlardan biri. Yapılan biyokimyasal analizlerle vitamin ve mineral eksiklikleri, hormonal dengesizlikler ve metabolik süreçler hakkında detaylı bilgi elde ediliyor. B12 vitamini eksikliğinin unutkanlık ve depresyon belirtileriyle ilişkili olduğu, D vitamini seviyesinin düşük olmasının ise anksiyete riskini artırdığına dair kanıtlar var. Dr. Yüksek, “ Bazı hastalarda Kan değerlerindeki değişiklikler sayesinde yönlendirilen tedavi süreçlerinde belirgin iyileşmeler gözlemledik. B12 ve D vitamini eksikliği giderildiğinde depresyon belirtileri azaldı, hipotiroidi tedavi edildiğinde ise bilişsel yavaşlama büyük ölçüde düzeldi,” diyerek biyokimya testlerinin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Erken Teşhis ve Önleyici Sağlık Hizmetleri</strong> Psikiyatrik hastalıkların büyük bir kısmı yıllar içinde gelişiyor ve çoğu hasta, belirtiler dayanılmaz hale gelene kadar profesyonel yardım almaktan kaçınıyor. Oysa, erken teşhis edilen psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların tedavi süreci çok daha başarılı oluyor. Örneğin, Alzheimer hastalığının erken dönemde tespit edilmesi, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan önlemlerin daha erken alınmasını sağlıyor. Aynı şekilde, depresyonun ilk evrelerinde başlanan tedaviler, ilerleyen aşamalara göre çok daha etkili sonuçlar veriyor.</p>
<p><strong>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikoloğu Mert Kaya; “RİTA</strong> (<strong>(Ruhsal Sorunlar Riski Tarama Aracı)</strong>, ruhsal sağlık sorunlarının erken teşhisinde önemli bir rol oynar. Bu araç, bireylerin ruhsal sağlık durumu hakkında detaylı bilgi edinmek, risk faktörlerini belirlemek ve olası psikolojik sorunların erken belirtilerini tespit etmek için kullanılan sistematik bir yöntemdir. Ruhsal sağlık sorunlarının erken teşhisi, tedavi sürecini hızlandırarak, olası ruhsal bozuklukların önlenmesine veya şiddetinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca bu tür araçların güvenilirliği ve etkinliği çeşitli bilimsel kriterlere ve araştırma yöntemlerine dayanarak değerlendirilir.”</p>
<p><strong>Multidisipliner Yaklaşım ve Gelecek Planları</strong> Moodist Psikiyatri ve Nöroloji <strong>Hastanesi, check-up programlarında psikiyatristler, psikologlar, nörologlar ve diyetisyenlerin ortak çalıştığı multidisipliner bir yaklaşım benimsiyor. Diyetisyenler, beslenme ve ruh sağlığı arasındaki bağlantıyı değerlendirerek kişiselleştirilmiş öneriler sunarken, nörologlar ise nörolojik hastalıkların erken teşhisinde kritik bir rol üstleniyor.</strong></p>
<p>Gelecekte bu programlara genetik testlerin eklenmesi, bağırsak mikrobiyotası analizlerinin entegre edilmesi ve dijital sağlık teknolojilerinin kullanımıyla bireylerin ruhsal ve bilişsel sağlığını sürekli takip edebileceği sistemlerin geliştirilmesi planlanıyor.</p>
<p>Ruh sağlığı check-up programları, bireyin sadece anlık şikayetlerine değil, uzun vadeli ruhsal ve bilişsel sağlığına da odaklanarak kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Erken teşhis ve kişiselleştirilmiş sağlık hizmetleri sayesinde bireylerin yaşam kalitesi artırılabiliyor ve ileride oluşabilecek psikiyatrik ya da nörolojik hastalıklar önlenebiliyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nin sunduğu bu bütüncül yaklaşım, gelecekte sağlık taramalarının standart bir parçası olmaya aday görünüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">87451</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalın Bağırsak Kanserine Karşı Kolonoskopi Uyarısı!</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/03/kalin-bagirsak-kanserine-karsi-kolonoskopi-uyarisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Mar 2025 12:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=87386</guid>

					<description><![CDATA[C &#160; Kalın bağırsak kanserinin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığının 3&#8217;üncü sırada yer aldığını belirten Bodrum Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, erken teşhis ve tedavinin hayat&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>C</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR">Kalın bağırsak kanserinin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığının 3&#8217;üncü sırada yer aldığını belirten Bodrum Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, erken teşhis ve tedavinin hayat kurtardığını söyledi.</span></span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kalın bağırsak kanserinin tüm gastrointestinal kanserler arasında birinci sırada olduğunu dile getiren Özdoğan, hastalığın genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığını, fakat son dönemde görülme yaşının düşmeye başladığını kaydetti.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><b>KOLONOSKOPİ İLE ERKEN TANI KOYMAK MÜMKÜN</b></span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, “Kolon kanserleri kalın bağırsağın sol tarafında ve rektum denilen son 15 cm’lik kısmında karşımıza çıkmaktadır. Kalın bağırsak kanseri bağırsak alışkanlıklarında değişme, kabızlık, karın ağrısı, makattan kanama ya da tuvalette tam boşalamama hissi gibi belirtilere yol açabilir. Bu hastalık hemen her zaman başlangıçta iyi huylu olan bağırsak poliplerinden gelişir. Bu nedenle tarama ile erken teşhis yapılarak kanserleşmeden ya da çok erken evrede teşhis edilmeleri mümkündür. Yine bu nedenle, 50 yaşına gelen herkesin bir kez kolonoskopi yaptırması önerilmektedir. Ailesinde kolon kanseri hikayesi olanlarda kolonoskopi yaptırma yaşının daha erken başlaması gereklidir. Kolonoskopi taramasında saptanan poliplerin alınmasıyla kanser riski ortadan kaldırılabilir” diye konuştu.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><b>UZMAN HEKİME MUAYENE OLUN</b></span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tüm dünyada Mart ayının kolon kanseri farkındalık ayı olarak değerlendirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Kalın bağırsak kanserinin tedavisinde son dönemde önemli ilerlemeler oldu. Kapalı (laparoskopik ya da robotik) ameliyatlar, kemoterapi, akıllı ilaç ve immünoterapi ile rektuma yerleşen tümörlerde radyoterapi kullanılarak hastaların büyük çoğunluğu artık önemli ölçüde tedavi edilebilmektedir. Tüm dünyada Mart ayı kolon kanseri farkındalık ayı olarak değerlendiriliyor. Erken teşhisle tam bir iyileşme sağlanan bu kanserlerde tarama yapılması çok önemlidir. Tarama ve muayene için mutlaka uzman hekime muayene olmalısınız”</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">87386</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günümüzün Beslenme Alışkanlıkları, Kolon Kanserini Tetikliyor!</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/02/gunumuzun-beslenme-aliskanliklari-kolon-kanserini-tetikliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 13:23:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=87045</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzün Beslenme Alışkanlıkları, Kolon Kanserini Tetikliyor! Egepol Hastaneleri İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Işıl Somalı, günümüzde beslenme alışkanlıklarının giderek değişmesi sonucu, kolon kanseri vakalarının görülme sıklığının da&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><b>Günümüzün Beslenme Alışkanlıkları, Kolon Kanserini Tetikliyor!</b></span></p>
<p>Egepol Hastaneleri İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Işıl Somalı, günümüzde beslenme alışkanlıklarının giderek değişmesi sonucu, kolon kanseri vakalarının görülme sıklığının da arttığını söyledi.</p>
<p>Yağlı yiyecekler, kırmızı et ve hazır gıdaların aşırı tüketiminin kolon kanseri riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Somalı, erken teşhis ve tedavinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Işıl Somalı, “Fast food ve hazır gıdanın daha çok tüketildiği Amerika gibi ülkelerde kolon kanseri daha çok görülürdü. Artık bu tür kanser vakalarına son dönemde ülkemizde de sık rastlıyoruz. 40&#8217;lı yaşlarda görülme sıklığı da artmakta. Sosyo-ekonomik düzey de bu tür kanserle ilişkilendiriliyor. Yüksek gelir grubundakiler yoğun kırmızı et ve fast food tükettiği için o grupta daha çok rastlanıyor” dedi.</p>
<p><b>GENETİK YATKINLIK DA OLABİLİR</b></p>
<p>Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Işıl Somalı, “Kolon (bağırsak) kanseri, bağırsak yüzeyinde poliplerin oluşumu ve zamanla kansere dönüşmesiyle gelişebiliyor. Bağırsakta kitlenin yerleşim yerine göre de bulgular farklılıklar gösterebiliyor. Erkek hastalarda uzun süreli kansızlık devam ediyorsa bu da bir gösterge olabilir. Adet gören kadınlarda kan kaybından ötürü kansızlık görülebilir ama Menopoz dönemindeki kadınlarda da bir kansızlık saptanırsa mutlaka kolon kanseri olma ihtimalinin araştırılması gerekir” diye konuştu.</p>
<p>Somalı, şunları söyledi: “Bu hastalıkta genetik yatkınlık da söz konusudur. Herediter Nonpolipozis Koli ve Adenomatöz Polipozis Koli olmak üzere iki genetik hastalık mevcuttur. Herediter Nonpolipozis Koli daha ileri yaşlarda görülebiliyor. Bağırsaklarda Polipler yoğun olarak bulunmuyor. Bu türde genetik geçişler olabiliyor. Adenomatöz Polipozis Koli tipinde ise genelde ailenin çoğunda kolon kanseri bulunuyor ve genç yaşlarda görülüyor. Eğer ailede başka genç yaşta bu tip kansere yakalanan varda mutlaka takibe alınmalıdır. Burada bağırsakta birçok polip bulunur. Genel yaklaşımda hastanın yakı takibi ve kanserin önüne geçilebilmesi açısından kolonun tamamen alınması koruyucu bir yaklaşımdır”</p>
<p><b>45 YAŞ ÜZERİNDEKİ HERKES KOLONOSKOPİ YAPTIRMALI&#8230;</b></p>
<p>İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Işıl Somalı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Esas tanı kolonoskopi ve kitleden biyopsi alınarak yapılır. Hastalığın tedavisinde genel yaklaşım ameliyattır. Ameliyat sonrasında çıkan patolojinin sonucuna ve hastalığın evresine göre de kemoterapi tedavisi verilmektedir.Tedaviler sonrasında da 3 aylık takipler ve kolonoskopi kontrolleri de devam eder. 45 yaş üzerindeki kadın erkek fark etmeksizin herkes herhangi bir şikayeti olmasa da kolonoskopi taramasından geçmelidir. Eğer ailede 1. derece yakınında kanser tanısı varsa bu tarama 40 yaşında yapılmalıdır. Sebze, meyve, beyaz et, balık tüketimi artırılmalıdır. Kırmızı et, paketli, işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerekmektedir. Makatta, dışkıda kanama, sürekli ishal veya kabızlık gibi şikayetler varsa da uzman hekime başvurulması gerekmektedir. Erken tanı tedavisini de başarısını ve hayatta kalma oranını yükseltir”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">87045</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜRCİSTAN SAĞLIK SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİ TRABZON DA</title>
		<link>http://www.cankayagazetesi.com/2025/01/gurcistan-saglik-sektoru-temsilcileri-trabzon-da/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çankaya Gazetesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jan 2025 10:23:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cankayagazetesi.com/?p=86718</guid>

					<description><![CDATA[GÜRCİSTAN SAĞLIK SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİ TRABZON DA Trabzon sağlık konusunda hizmet kalitesinde aynı, fiyatta avantajlı konumda Haber.Hayati Akbaş TRABZON-Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO) tarafından yürütülen Trabzon Sağlık Turizmi HİSER Projesi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>GÜRCİSTAN SAĞLIK SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİ TRABZON DA<br />
Trabzon sağlık konusunda hizmet kalitesinde aynı, fiyatta avantajlı konumda<br />
Haber.Hayati Akbaş<br />
TRABZON-Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO) tarafından yürütülen Trabzon<br />
Sağlık Turizmi HİSER Projesi kapsamında Tiflis;ten gelen devlet yetkilileri ve sağlık<br />
kuruluşu temsilcileri, Trabzon TSOyu ziyaret etti.<br />
Trabzon TSO Başkanı Erkut Çelebi ve Başkan Yardımcısı Mehmet Çelebi<br />
tarafından ağırlanan heyette Tiflis Belediye Meclisi Sağlık Hizmetleri ve Sosyal İşler<br />
Başkanı Zurab Chikviladze, sağlık kuruluşu ve turizm acentesi temsilcileri yer aldı.<br />
Ziyarette ayrıca Gürcistan;ın Trabzon Başkonsolosu Nikoloz İashvili de bulundu.</p>
<p>TRABZON;DAKİ SEKTÖR TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELECEKLER</p>
<p>Trabzon TSO Başkanı Erkut Çelebi, yaklaşık 2 yıl önce başladıkları ve Ticaret<br />
Bakanlığı desteğiyle yürütülen Trabzon Sağlık Turizmi Projesi kapsamında en önemli<br />
hedef pazarlarının Gürcistan olduğunu ifade ederek,;Trabzon;daki sağlık<br />
kuruluşlarının Batum ve yakın illerden bir sağlık turizmi potansiyeli vardı. Tiflis<br />
bölgesinden de sağlık turizmi oranını artırmak amacıyla bir dizi çalışma yürütüyoruz.<br />
Trabzon;daki sağlık kuruluşu temsilcilerini Tiflis;e götürmüş ve orada sektör<br />
temsilcileri ile iş görüşmeleri yapmalarını sağlamıştık. Şimdi de Gürcistan;daki sektör<br />
temsilcilerini Trabzonda ağırlıyoruz. Burada sağlık kuruluşlarımızı ziyaret edecekler,<br />
Trabzonun sağlık olanakları bakımından potansiyelini yakından tanıma olanağı<br />
bulacaklar. Ayrıca Trabzon;daki sektör temsilcileriyle ikili iş görüşmeleri<br />
gerçekleştirecekler. Tiflisten yapılan direkt uçuşlar da bu konuda avantaj sağlıyor<br />
dedi.<br />
TRABZON İLE ÇALIŞMAYA İSTEKLİYİZ<br />
Gürcistandan gelen sağlık sektörü temsilcileri de Trabzon;daki olanakları<br />
inceleyeceklerini, birçok tedavi alanında işbirliği yapmayı istediklerini ve birçok<br />
tedavinin uygulanabildiği Trabzon;daki sağlık kuruluşlarıyla çalışma isteklerini ifade<br />
etti.<br />
Ziyarette karşılıklı tedavi ve eğitim olanakları da değerlendirildi, iş birliğinin<br />
sadece hasta göndermekle sınırlı kalmaması temennisinde bulunuldu.<br />
;TÜRKİYE ZOR ZAMANLARDA GÜRCİSTAN;IN YANINDA OLDU<br />
Tiflis Belediye Meclisi Sağlık Hizmetleri ve Sosyal İşler Başkanı Zurab<br />
Chikviladze, &amp;quot;Bu organizasyon için teşekkür ederim. Görüşmelerin devamı da<br />
olacağına eminim Türkiye Gürcistan&amp;#39;ın her alanda stratejik ortağı. SSCB dağıldıktan<br />
sonra Gürcistan zor durumdayken Türkiye bize yardım etti. Bu işbirliği bugüne kadar<br />
artarak sürdü. Biz de sağlık sektöründe bu işbirliği de daha ileriye taşımayı<br />
hedefliyoruz dedi.</p>
<p>TRABZON HİZMET KALİTESİNDE AYNI, FİYATTA AVANTAJLI<br />
Gürcistan&amp;#39;ın Trabzon Başkonsolosu Nikoloz İashvili ise 2023 yılında<br />
Gürcistan;dan Karadeniz;e, çoğunlukla da Trabzon;a olmak üzere 80 -100 bin sağlık<br />
turistinin geldiğini belirterek,Trabzon;da sağlık hizmeti kalitesi İstanbul ve Ankara<br />
gibi fiyatta ise Trabzon daha avantajlı. Trabzon;a uçak seferlerinin başlaması da çok<br />
iyi oldu ifadesini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">86718</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
