Özdağ: Düşman ceza hukuku uygulamaları artarak devam edecek

Zafer Partisi  Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, düzenlediği  Basın Toplantısında Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Özdağ ”Adalet ve İçişleri Bakanlıklarında yapılan değişiklikler bize düşman ceza hukuku uygulamalarının artarak devam edeceğini gösteriyor ,dedi.

Video indirme linki: https://we.tl/t-nrClfDXZRx

Prof. Dr. Ümit Özdağ şunları söyledi:“Dün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine uygun bir Bakan ataması gerçekleşti. İki Bakan atandılar. Uzun zamandan bu yana bu atamalar bekleniyordu. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’nın değişecekleri Ankara kulislerinde aylardır konuşuluyordu. İçişleri Bakanı’nın görevden alınmasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi’nin ısrarlı taleplerinin rol oynadığı anlaşılıyor. Keza AK Parti içinde geleceğe Erdoğan sonrasına yapılan hazırlıklar için de bu değişikliklerin etkili olduğu ifade edilebilir. Adalet Bakanlığı’nda da uzun süredir beklenen bir değişiklik vardı. İstanbul Başsavcısı’nın bu göreve getirileceği ifade ediliyordu ve bu değişiklikler bize düşman ceza hukuku uygulamalarının artarak devam edeceğini gösteriyor. Düşman ceza hukuku, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletine yapılan en büyük kötülüktür. Türk milletinin geniş kesimlerinin kendisini devletsiz yurttaş olarak ya da ikinci sınıf yurttaş olarak algılamasına neden olan düşman ceza hukuku uygulamaları milli birliği tahrip etmektedir. Bir kuralsızlık, anayasa ve yasaların askıya alınması ve keyfi yönetim döneminden geçiyoruz. Bu yönetimin inşasına katkı veren, destek olan veya susanlar çocuklarına ve torunlarına övünebilecekleri bir miras bırakmayacaklardır.

 

Bu kuralsızlığın en çarpıcı örneklerinden birisi de Ankara’da geçtiğimiz günlerde gündüz ortasında göz göre göre yaşandı. Polis memuru Melih Okan Keskin Ankara’da İvedik’te TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek öldürüldü. Kamera kayıtlarına göre polis memurunu bir güruh 3 farklı yerde acımasızca dövmüş. İlk olarak tesis içinde darp ediyorlar. İkincisini bir TÜVTÜRTK personeli polis arkadaşın, rahmetlinin arabasıyla bilerek önce çarpıyor, sonra çıkıyor ve alçakça saldırarak ağır bir darbe indiriyor. Ve 3. saldırıda da 30 kadar TÜVTÜRK çalışanı bir kişiye saldırıyorlar. Dağ başı mı burası ya? Dağ başı mı burası? Devlet tekelinde olup özelleştirilen bir yerden sıra alıp parasını vererek hizmet almaya çalışan bir yurttaşı döverek öldürüyorsunuz. Peki hepimizin aklına şu gelmedi mi? Bu Melih Okan Keskin bir polis memuru. Belinde silahı var. Neden çekip silahını kullanmadı? Neden kendisini savunmadı? Bu sorunun cevabını yine birkaç gün önce İstanbul’da Esenyurt’ta gerçekleşen bir başka olayın sonucundan anlıyoruz. Esenyurt’ta bir şizofren ailesini rehin alıyor, elinde bıçakla. Evi ateşe vereceğini, herkesi yakacağını söylüyor. Komşular polisi arıyorlar, polis olay yerine geliyor ve savcıyı arıyorlar. Savcı diyor ki, ‘çilingir kullanarak kapıyı açın girin etkisiz hale getirin’. Kapıyı açıyorlar, içeriye giriyorlar. Hasta, şizofreni hastası, elinde bıçakla polisin üzerine koşuyor. Polis de kendisini korumak için ateş ediyor. Tek mermi vuruluyor, adam hastaneye kaldırılıyor, kan kaybından ölüyor. Bunun üzerine ateş eden polis, cinayet suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklama talebiyle adliyeye sevk ediliyor. Böyle şey olur mu? Sosyal medyaya diğer polisler olayı haber verince sosyal medyadan büyük bir tepki ortaya çıkıyor ve bu tepki üzerine polisin telefonuna el konularak adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Yoksa tutuklanacaktı muhtemelen. Şimdi bakın, Melih Okan Keskin de bunu bildiği için silahını kullanmamıştır diye düşünüyorum. Bu doğru bir uygulama değil. Polis başkalarının hayatını kullanırken eğer böyle silah kullanmak konusunda korkutulursa, tutuklanırsa o zaman yarın başka masum vatandaşları korumak gereği gerektiği zaman başım belaya girmesin diye silahını çekmez. Hatta kendi canını korumak için bile silahını çekmez.

 

Bu noktada TÜİK verilerine de değinmek istiyorum. TÜİK, şimdi en son 2025 nüfus verilerini paylaştı. TÜİK diyor ki Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfus adrese dayalı verilere göre 1 milyon 519 bin 515’miş. Göç idaresi başkanlığı ise ikamet izinli yabancı sayısını 1 milyon 151 bin 969 olarak veriyor. 2 veri arasında 367 bin 546 tane fark var. Arkadaşlar, bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudu kadar. Türkiye’de bir ordu kaybolmuş haberimiz yok. İki devlet kurumunun vermiş olduğu rakamlara baksanıza. Yine çelişki bununla da sınırlı değil. Göç İdaresi Başkanlığı 2025 sonu itibariyle geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısının 2 milyon 347 bin 756 olduğunu açıklamış. Peki bu veri doğruysa 1 milyon 195 bin 787 sığınmacı nerede ikamet ediyor? Hiç bilgi yok. Bunlar kayıt dışı mı? Kaçak mı? Afrikalı mı? Afgan mı? Özetle 15 yıldır bu ülke kontrolsüz bir demografik işgalle karşı karşıya ve bu Türkiye’ye zaman kaybettiriyor, para kaybettiriyor, güvenlik kaybettiriyor. Biz Zafer Partisi olarak yola çıkarken Türk milletine verdiğimiz sözü tekrar ediyoruz. Anadolu Kalesi Projemizle sınırlarda yüzde 100 güvenlik sağlayacağız. Sınırlarımızdan ne yabancı teröristler geçecek ne selefi cihatçılar geçecek ne PKK’lı teröristler geçecek ne de kaçaklar geçebilecek. Sığınmacıları ve kaçakları vatanlarına en kısa zaman içerisinde yollayacağız. Düşman ceza hukuku uygulamalarını kaldırarak Anayasanın bütün yurttaşların Anayasa ve yasalar önünde eşit olduğunu belirleyen hükmünü hayata tekrar geçireceğiz. Adaleti saray ismi olmaktan çıkartıp, yaşanan bir gerçeklik haline getireceğiz ve vatandaşın nefes almasını sağlayacağız.

Adalet deyince, kusura bakmayın, bir konuya daha değinmek zorundayım. Ben düşman ceza hukuku uygulamalarına en sert ve en haksız şekilde muhatap olan yurttaşların başında geliyorum. Önce hakaret etmediğim halde Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla gözaltına alındım ve konuşmayı Antalya’da yapmıştım. Antalya’da bir soruşturma açılmalıydı. Hadi olmadı, ben Ankara’dayım, Cumhurbaşkanı Ankara’da, Ankara’da açılabilirdi ama İstanbul’da açıldı. Mahkeme bile ilk kez iddianameyi kabul etmedi. Dedi ki bu bizim yetki alanımızda değil ve savcılığa geri yolladı. Evet, mahkeme kabul etmedi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanının avukatları, Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul’da Şişli’de bir büroda izlediği için başvuruyu İstanbul’da yaptık dediler. Ben de şükrettim, iyi ki New York’ta izlememiş. O zaman New York’ta Amerikan mahkemesinde yargılanacaktım demek ki. Evet ve beraat ettim. Sonra tahrik etmediğim, aksine yatıştırmak için çaba sarf ettiğim ve bütün parti teşkilatımızla çaba sarf ettiğimiz Kayseri’de Olaylarının yatışması süreciyle ilgili haksız yere suçlandım, 5 ay hapiste tutuldum Silivri’de ve 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldım. 2 yıl 4 ay hapis cezası alanlar arkadaşlar normalde 2 ay yatarlarmış avukatların bana verdiği bilgi. Şimdi de Şeyh Said’in hatırasına hakaret etmekten Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi beni ‘kişinin hatırasına alenen hakaretten’ adli para cezası uygulanmasına çarptırdı. Üstelik savunmamı da almadı. Üstelik avukatım yazılı olarak mahkemeye savunma yapacağımızı beyan etmesine rağmen bu bir düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Bakın Şeyh Said’e hakaret ettiği iddia edilerek hakkında soruşturma açılan birçok gazeteci, takipsizlik kararı almışlar ve beraat almışlar. Bana yolladılar kararları. Bu gazetecilerin bazıları iktidar yanlısı gazeteciler. Benimle hiçbir temasları yok. Hınıs’taki mahkemenin aldığı karar onların vicdanını bile kanattı. Benim Şeyh Said’le ilgili kullandığım ifadeler İstiklal Mahkemesi’nin kararında ifade edilen hususlardır. Mahkemenin bana ceza verdiğini hissetmiyorum, değerli arkadaşlar. Mahkeme Mustafa Kemal Atatürk’e ceza vermiştir. Mahkeme İsmet İnönü’ye ceza vermiştir. Mahkeme Mareşal Çakmak’a, Mahkeme Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ceza vermiştir. Evet, biz bu karara itiraz ettik ve savunma hakkımızı kullanacağımızı ifade ettik.

Şunun altını çizelim, bu tür cezalarla beni de Zafer Partisi’ni de susturamazsınız, sindiremezsiniz. Şeyh Said’e, Seyit Rıza’ya, Mustafa Sabriler’e vatan haini demeye devam edeceğiz. Çünkü bu bir tarihi gerçek, bunlar vatan haini. Aynen Abdullah Öcalan’ın vatan haini olduğu gibi. Siz bir vatan haininin hatırasını düşünürken, biz Mustafa Kemal Paşa’nın hatırasını düşünmeye devam edeceğiz. Hainlerin katlettiği şehitlerimizin hatırasını savunacağız ve bir hainin hatırasına ceza vermek, devleti kuran kahramanların, gazilerimizin ve aziz şehitlerimizin ruhlarına ceza vermektir. Bunun da bilinmesini istiyoruz. Kimse bize teröriste terörist demekten, haine hain demekten vazgeçiremez. PKK elebaşı Öcalan, Karayılan, Bayık, FETÖ terör örgütünün elebaşı Fethullah Gülen, Hizbullah’ın elebaşı Hüseyin Velioğlu. Bunların hepsi teröristtir, Türk düşmanıdır, Türkiye düşmanıdır. Adalet Bakanlığı’na tavsiyem, soruşturma açılması gerekenler, hainlere hain diyenler değil, Öcalan’a sayın diyenler, kurucu önder diyenler, Şeyh Said adını bulvarlara verenlerdir. Çünkü bunlar başta şehit analarımız olmak üzere büyük Türk milletinin aziz şahsiyetine, kutsallarına ve mukaddesatına hakaret ediyorlar. Biz Zafer Partisi olarak Mustafa Kemal Paşa’nın yanında kalmaya ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz. Bu yolda son sözümüz budur.

Gelelim Terörsüz Türkiye dedikleri terörle pazarlık sürecine. Türkiye’de terör olmamasını, terörün bitmesini elbet biz de istiyoruz. Terör bitmeli ama Terörle pazarlık yapılarak, terörist istedi diye yeni Anayasa çıkarılarak, terörist istedi diye Türk milletinin adı Anayasadan çıkartılarak, terörist istedi diye iki uluslu üç uluslu bir devlet haline dönüşme projesinin önünü açarak, umut hakkı diyerek Öcalan’a kravat takıp onu serbest bırakarak sözün özü, teröre teslim olarak terör bitirilemez. Terör esas o zaman canlanır. Buradan altını çizerek uyarıyoruz. Meclis, halkın siyasi iradesinin, milli iradenin temsil edildiği yerdir. Milli irade, terör örgütüne affa, Öcalan’a umut hakkına karşıdır. Meclis komisyonu umut hakkı tavsiye ve talep ederse milli iradeye ters düşer. Meclis bu yönde bir karar almaya kalkarsa Türk milletinin siyasi iradesini temsil edemez. Terörist Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde serbest kalması Meclis’in kendisini inkâr etmesi anlamına gelir. Biz büyük Türk milletine söz veriyoruz böyle bir süreci durdurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Ümit Özdağ’ın “Kabine değişikliği erken seçimin yapılacağı anlamına mı geliyor?” sorusuna verdiği cevapta ise şunları söyledi:

“7 Kasım 2027’den önce seçim beklemiyoruz. İktidar ekonomik bir çöküş yaşandığı dönemde seçime gitmeyecek ama o tarihe kadar baskıları arttıracak ve enflasyonu düşürmek için emeklinin, dulun, yetimin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin gırtlağına basmaya devam edecek 2026 boyunca. 2027 başında ise büyük bir yüzde 200’lük zam gerçekleştirecek, kredi musluklarını açacak. Bunun için ihtiyaç duydukları parayı bir bölümünü köprüleri, yolları, otoyolları satarak, bir bölümünü para basarak oluşturacaklar. Umutları son 7-8 ayda oluşacak bu para dolaşımıyla piyasanın rahatlaması ve vatandaşın kendilerine kanarak oy vermesi üzerine kurulu olacak. Ancak vatandaş 9 yıldan beri fakirleşiyor, açlıkla mücadele ediyor. Bu son birkaç ayda yapılacak makyaj düzenlemelerinden dolayı oyunu değiştirmeyecek ve AK Parti iktidarı, Cumhur İttifakı, DEM İttifakı sandığa kesin bir şekilde gömülecek.

 

  • Çankaya Gazetesi

    1984 yılında yayın hayatına başlayan ÇANKAYA GAZETESİ nin merkezi Ankara dır. Ender Yoldar' ın yönetiminde Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Milli ve Manevi değerlere bağlı bağımsız ve tarafsız bir gazetedir.

    Related Posts

    Tulumtaş’ ın bitmeyen çilesi: ELEKTRİK KESİNTİLERİ!

    Ankara’ nın  son  yıllarda  parlayan yıldızı  olarak gösterilen ve yoğun  bir yerleşim alanına dönüşerek nüfusu hızla artan Gölbaşı’ na bağlı  Tulumtaş Mahallesi kış ortasında adeta karanlığa mahkum edildi. Başkent Elektriğin…

    “Akaryakıt Zamları Üretimi Tehdit Ediyor”

    Gürer: “Cumhurbaşkanlığı Sistemi Sonrası Mazot 12 Kat Arttı”   Gürer: “Akaryakıt ve Gübre Zamları Üretimi Tehdit Ediyor”   Cumhuriyet Halk Partisi Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu…

    Gözden Kaçırmayın

    Beşiktaş- Galatasaray maçını Ozan Ergün yönetecek

    Beşiktaş- Galatasaray maçını Ozan Ergün yönetecek

    Tulumtaş’ ın bitmeyen çilesi: ELEKTRİK KESİNTİLERİ!

    Tulumtaş’ ın bitmeyen çilesi: ELEKTRİK KESİNTİLERİ!

    “Akaryakıt Zamları Üretimi Tehdit Ediyor”

    “Akaryakıt Zamları Üretimi Tehdit Ediyor”

    ”PKK İRAN’A SALDIRMAK ÜZERE HAZIRLIKLARINI TAMAMLIYOR”

    ”PKK İRAN’A SALDIRMAK ÜZERE HAZIRLIKLARINI TAMAMLIYOR”

    Gürer: “Emekli bayram ikramiyesi artışından neden vazgeçildi?”

    Gürer: “Emekli bayram ikramiyesi artışından neden vazgeçildi?”

    ÇANKAYA’DA ATIKLAR EKONOMİYE KAZANDIRILIYOR

    ÇANKAYA’DA ATIKLAR EKONOMİYE KAZANDIRILIYOR