“ESNAF CUMHUR İTTİFAKI’NIN GÜNDEMİNDE SADECE MALİYE BAKANLIĞI’NIN KESTİĞİ CEZALARLA VAR”
“SARAYDA LÜKS İÇİNDE YAŞAYANLAR BELİ BÜKÜLMÜŞ EMEKLİ AMCANIN ÇÖPTEN YEMEK TOPLADIĞININ FARKINDA DEĞİLLER”
“UÇULMAYAN HAVAALANLARININ KULLANILMAYAN OTOYOLLARIN RANTINI SONA ERDİRECEĞİZ”
“İSRAİL’İN SURİYE ÜZERİNDEKİ KONTROLÜNÜN ARTTIĞINI VE TÜRKİYE’NİN GERİ PLANA İTİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
“ÖCALAN CUMHUR İTTİFAKI’NI BAŞARIYLA OYALIYOR VE YPG’YE ZAMAN KAZANDIRIYOR”
“PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜ SURİYE ÜZERİNDEN MEŞRULAŞTIRMA GİRİŞİMİ, TÜRKİYE’YE KURULMUŞ BİR SİYASİ TUZAKTIR”
“CUMHUR İTTİFAKI VE ANA MUHALEFET PARTİSİ SURİYE’DEKİ TÜRKMENLERİ YOK SAYIYOR”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Edirne’de gerçekleştirdiği Millet Toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Video indirme linki: https://we.tl/t-VN4hMvPSRI
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın görüşleri şöyle:
Başta terörle müzakerelere ve demografik işgale karşı milli duruşumuz olmak üzere uyuşturucu ve sanal kumara karşı Tertemiz Türkiye Projemizi ve yoksulluğa karşı da ekonomik çözümlerimizi anlatırken Türk halkının sorunlarını onların ağzından dinliyoruz.
Açlık sınırı altında açıklanan asgari ücretle artık yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan açlıkla sınanan işçilerimizin feryatlarını dinliyoruz. Semt pazarında pazarcımızın dükkanını siftahsız kapatan esnafın derdini dinliyoruz. Pazara gelip boş fileyle çaresizce evine dönmek zorunda kalan emeklileri dinliyoruz. Üsküdar’da 72 yaşında emekli olmasına rağmen aç kalmamak için çalışmak zorunda kalan hala esnafın yanında ücretli çalışmaya devam etmek zorunda kalan emeklimizin acısını dinliyoruz.
Aralık ayında enflasyon açıklandı ve SGK BAĞ-KUR emeklilerine yüzde 12 memur ve memur emeklilerine de yüzde 18 zam verildi. İşçilerden sonra memur ve emeklilere de açlık ve yoksulluk reva görülmeye devam ediyor. Aslında 16 milyon 800 bin emekli dul ve yetim yıllardır yok sayılıyor. Kaderlerine terk ediliyorlar. Bu yılbaşında da bu konuda değişen hiçbir şey olmadığını gördük. Çünkü Cumhur İttifakı’nın gündeminde çalışanlar yok. Cumhur İttifakı’nın gündeminde emekli dul ve yetim yok. Cumhur İttifakı’nın gündeminde esnaf sadece Maliye Bakanlığı’nın kestiği cezalarla var. Sarayda lüks içinde yaşayanlar beli bükülmüş emekli amcanın açlık, yoksulluk ve sefaletiyle ilgilenmiyorlar. Çöpten yemek topladığının farkında değiller. Ucuz otel odalarında kuru ekmekle karınlarını doyurmaya çalıştıklarının farkında değiller ve farkında olmamaya da devam edeceklerini her tavırlarıyla gösteriyorlar.
Sevgili işçi kardeşim, tarlasında ürettiği ürünü elinde kalan sevgili çiftçi kardeşim ve bütün emekli kardeşlerim aslında bu sizin kaderiniz değil. ‘Ver yetkiyi, gör etkiyi’ dediler. Yetkiyi bir şekilde atı alan Üsküdar’ı geçer diye ele geçirdiler. Güven ve istikrar sözü vermişlerdi. Sizi açlığa, yoksulluğa ve kuru ekmeğe mahkûm ettiler. Cumhur İttifakı işte böyle bir ortamda Türk halkının ekonomik sıkıntılarının konuşulmasını istemiyor. Yeni iş alanlarının neden açılmadığının sorulmasını istemiyor. Türk sanayisinin rekabet gücünün neden kaybettiğinin konuşulmasını istemiyor. Tekstil başta olmak üzere birçok fabrikamızın neden Mısır’a, Fas’a hatta İtalya’ya, Balkan ülkelerine gittiğinin konuşulmasını ve tekstil endüstrimizin tasfiye edildiğinin konuşulmasını istemiyor. Türk sanayicisinin yüzde 40, yüzde 50 faizlerle kredi alırken Alman sanayicinin yüzde 3 faizle kredi aldığının konuşulmasını istemiyor. Devlet ihalelerinin sürekli neden 5 şirket tarafından alındığının konuşulmasını istemiyor. Türkiye’de sanayinin çöküş içerisinde olduğunun konuşulmasını istemiyor. Evet, AK Parti Avrupalı emekliler Türkiye’de 5 yıldızlı otellerde tatile gelirken, Türk emeklisinin kendi mahallesindeki kahveye gidip günde 3 tane çay içememesinin konuşulmasını istemiyor.
13 milyon sığınmacı ve kaçağın sadece Zafer Partisi’nin vatanlarına yollayacağına duyduğunuz inancı ve güveni biliyorum. Evet, sığınmacı ve kaçakları biz yollayacağız. Ama aynı kararlılıkla ve inançla söylüyorum ki Zafer Partisi’nin iktidarında açlık ve yoksulluk da bitecek. İşçi, memur, köylü, emekli yani orta direk yeniden hakkını alacak ve insanca yaşayabilecek. Asgari ücret seviyesi yoksulluk sınırının altında olmayacak ve standart ücret haline gelmeyecek. En düşük emekli aylığı emeklileri açlığa mahkûm etmeyecek. Onların onurlu bir yaşam sürmesini, emeklilik sürmesini sağlayacak.
Suriye fiilen ABD ve İsrail’in kontrolünde, içerden bölünmüş, dışarıda sınırlarının işgal altına girmeye başladığı bir sürecin içerisinden geçiyor.
Keza Suriye’de artan İsrail etkisi, İsrail tarafından tahrik edilen YPG’nin 1,5 milyonluk nüfusla Suriye topraklarının yüzde 35’ini, devletinin ise yüzde 40’ını kontrol etme talepleri aslında Suriye’nin parçalanması için yapılan hazırlıklardır. Önceki gün Paris’te yapılan üçlü toplantı ile İsrail’in Suriye üzerindeki kontrol ve denetiminin de arttığını ve Türkiye’nin daha geri plana itildiğini ne yazık ki görüyoruz. Anlaşmayla İsrail’in ortak mekanizmalarıyla Suriye’yi siyasi denetim altına alacağı ve Güney Suriye’de askerden arındırılmış ortak ekonomik bölge önerisiyle bölgedeki İsrail varlığının meşrulaştırılmaya çalışıldığını endişeyle izliyoruz. Suriye’nin 1974 Kuvvetler Ayrışması Anlaşması’nın yeniden işler hale getirilmesi düşüncesine karşı İsrail’in bölgedeki varlığının devamı başta güneydeki Dürziler olmak üzere siyasi bölünmeye kapıyı aralamak anlamına geliyor. Biz bunu böyle okuyoruz.
Diğer tarafta Suriye’nin kuzeyinde belirsizlik ve kaos devam ediyor. 10 Mart’ta imzalanan sözde mutabakatın süresi doldu ve PKK, YPG, SDG, Şam merkezli yapıya entegre olmamakta direniyorlar. Üstelik bir süredir aralıklarla devam eden salı günü Halep’te yeniden patlak veren çatışmaların oluşturduğu gerginlik de artıyor. Gelinen aşamada HTŞ, ki şu anda Şam yönetiminin yerine geçiyor, ve PYD arasında daha büyük ve toplu bir iç çatışma riskinin büyüdüğünü görüyoruz. Ve Suriye’nin yeniden bir iç savaşa sürüklenmesi, tekrarlanan sığınmacı akını ve oluşturduğu güvenlik riskleri bakımından oldukça olumsuz bir tablo oluşturuyor Türkiye için.
Diğer yanda PYD, PKK’nın bir ara formülle bile olsa Şam ile entegrasyonu sorunların çözümü değil Türkiye için risk ve tehditlerin artarak devam etmesi anlamına gelecektir. Şöyle bir algı oluşturulmak isteniyor: Aslında Öcalan YPG’nin silah bırakmasını istiyor ama YPG silah bırakmıyor. Değerli yurttaşlarım bu doğru değil. Öcalan’ın, terörist Öcalan’ın stratejisi kendisi ve PKK’yı terörist sıfatından Türkiye Cumhuriyeti’nin meşru ortağı seviyesine çekerken Suriye’de de YPG’nin kontrolündeki bölgede hakimiyet ve Suriye’nin tamamının yönetimine de ortak olmak istiyor. Hem Türkiye’de devlete ortak olacak PKK aracılığıyla hem de Suriye’de YPG aracılığıyla devlete ortak olacak. Abdullah Öcalan denilen teröristin stratejisi budur. Öcalan hiçbir zaman YPG’nin silah bırakmasını istememiştir. Suriye’de üniter devlet modelini kabul etmemiştir. Öcalan Cumhur İttifakı’nı başarıyla oyalıyor ve YPG’ye zaman kazandırıyor. Biz sorumlu muhalefet anlayışı gereği hükümete tekrar uyarılarda bulunuyoruz. PKK, PYD’nin bir koludur ve Şam’a entegre olması onu meşrulaştırmaz ve temizlemez. PKK terör örgütünü Suriye üzerinden meşrulaştırma girişimi, Türkiye’ye kurulmuş bir siyasi tuzaktır. Türkiye bu tuzağa düşmemelidir. Bölgedeki terör örgütleri IŞİD ve PKK’ya karşı toplu ve çok uluslu bir mücadele için diplomatik ve siyasi zeminin oluşturulması gerekir. Çünkü Suriye’de artan gerilim, dış destekli terör örgütleri arasında güç mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Oysa Suriye’nin geleceğine sadece Suriye halkı karar vermelidir. Bölgede barış, güvenlik ve kalıcı istikrar için terör örgütlerinin vekil ve taşeron silahlı yapılar olarak kullanılmasına son verilmesi ve Suriye devletinin bütünlüğünün sağlanması çözümün ilk adımı olacaktır. Bununla birlikte çatışmaların artma eğilimi göstermesi halinde bugüne kadar sahipsiz ve ilgisiz bırakılan Batı Türkmeneli’ndeki Türk soydaşlarımıza acilen ve etkili şekilde sahip çıkılması gerekir.
Oluşan bu hassas tablo karşısında Zafer Partisi olarak acilen alınması gereken önlemlerin bir kısmını belirledik ve Türk kamuoyu ile paylaşmaktan onur duyuyoruz.
- Düşman ceza hukuku uygulamalarına son verilmeli. Anayasa mahkemesinin kararları uygulanmalı. Yargının bağımsız olduğu inancı ve fiili olarak durumu güçlendirilmeli.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin siyasal sistem içerisinde gasp edilen yetkileri verilmeli.
- Devlet ciddiyeti gereği bakan yardımcılığı denilen siyasi görevlere son verilerek hızla müsteşarlık sistemine dönülmeli.
- Bakanlıklar 2017 öncesindeki yetkilerine kavuşmalı. Saray bürokrasisinin yerini tekrar devlet bürokrasisi almalı.
- Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı Genelkurmay Başkanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı. Böylece emir komuta hiyerarşisi tekrar tesis edilmeli. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emir komuta birliği yoktur.
- GATA başta olmak üzere askeri sağlık sistemi tekrar kurulmalı.
- Askeri yargı hızla tekrar göreve başlamalıdır.
- Ülkemizde yaşayan sığınmacı ve kaçakların oluşturduğu tehdit artık Milli İstihbarat Teşkilatı’nın akademisi olan Milli İstihbarat Akademisi tarafından bile devletin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarının başa çıkamayacağı bir felaket olarak nitelendirilmektedir. Sığınmacı ve kaçakların vatanlarına dönüş süreci başlamalıdır.
- PKK terör örgütü ve siyasi uzantılarıyla her türlü pazarlık, müzakere sona ermeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan komisyon hemen dağıtılmalıdır.
- Sınırlarda tam kontrol sağlanmalı, Ottowa Antlaşmasından çekilerek sınırlarımıza tekrar ivedilikle mayın yerleştirilmelidir.
- Karadeniz’de Montrö Rejimi tavizsiz uygulanmaya devam edilmeli.
- Doğu Akdeniz’de mavi vatandan asla taviz verilmemeli.
- Hava savunma sistemleri hızla hazır seviyeye getirilmelidir. Değerli yurttaşlarım, kıymetli basın mensupları, Zafer Partisi’nin siyaset tarzı günlük, gündelik, kısır siyasi tartışmaların dışında kalarak devlet ciddiyeti ve sorumluluğuyla millet meselelerine önem ve öncelik vermeye odaklıdır. Zafer Partisi iktidara en sert ve etkili muhalefet yapıyor ama çözüm önerilerimizi de ortaya koyuyoruz.





