”Hadi gelin seçime gidelim, bakalım AKP li ve MHP li seçmen, size ne diyecek?”

“EĞER BİR İKTİDAR SEÇİM SANDIĞINDAN KAÇIYORSA, BAŞARISIZ OLDUĞUNU KABUL EDİYOR DEMEKTİR”

“YABANCI MADEN ŞİRKETLERİ KENDİ ÜLKELERİNDE KULLANMALARI YASAK OLAN YÖNTEMLERİ BEDELİ TÜRK KANIYLA ÖDENMİŞ ANADOLU TOPRAKLARINDA KULLANIYORLAR”

“KUR’AN-I KERİM’DE ‘ZEYTİNE, İNCİRE ANT OLSUN’ DİYOR, SİZ BU AĞAÇLARI YOK EDİYORSUNUZ”

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNİN FAİZ LOBİLERİNE EN FAZLA FAİZ ÖDEMESİ YAPAN HÜKÜMETİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ,düzenlediği  Basın Toplantısında Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi. , Psikiyatri Profesörü Prof. Dr. Sertaç Ak ise geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına ilişkin profesyonel çözüm önerilerini paylaştı.

Video indirme linki: https://we.tl/t-QKDuHuDMeN2JnCDF

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Ne yazık ki üzücü bir gündemle başlamak zorundayız. Şanlıurfa Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan çok üzücü ve toplumumuz için travmatik olan iki eylem gerçekleşti. 8 çocuğumuzu ve öğrencilerini korumak için kendisini vücudunu siper eden kahraman öğretmenimiz Ayla Kara’yı kaybettik.

 

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “ Zafer Partisi olarak bir çağrı yapmıştık. Bu çağrımızda PKK ile müzakerelerin bir milli güvenlik meselesi olduğunu, yapılması planlanan anayasal ve yasal değişikliklerin milli üniter ve laik devleti tasfiye etmeyi hedeflediğini ve milli devlet yerine çok uluslu, çok mezhepli yeni kırılgan bir yapı oluşturulmak istendiğini ifade etmiştik. Narko terörist, eli kanlı bebek katili Abdullah Öcalan Öcalan, ‘kurucu önder’ diye tanımlanıyor ve ona yeni bir siyasi statü oluşturulamk isteniyor. Buna olan itirazımızı güçlü bir şekilde ortaya koymuştuk. Şimdi görüyoruz ki Öcalan’a İmralı’da çalışma ofisi oluşturuluyormuş. Yani istenildiği yeni statüye adım adım yaklaşıyor. Bütün bu gelişmeler Türk siyasetinde bir dönüm noktasını oluşturuyor. Gri alanlar ortadan kayboluyor. Siyah ve beyaz karşımıza çıkıyor. Bir tarafta milli, üniter ve laik devleti DEM’le ve Öcalan’la değiştirmeyi hedefleyen proje taraftarları, diğer tarafta Atatürk’ün mirası, İstiklal Harbimizin sonucu olan milli üniter laik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan, koruyan siyasal partiler.

Biz bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk, Kürt, Arap şeklinde etnik gruplara ayrıştıracak, milli üniter devleti tasviye edecek yaklaşımın karşısına Atatürk’le buluşmayı önerdik ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini savunan siyasi partileri bir arada bu yoğun saldırıya karşı durmaya davet ettik. Bu davetimizin arkasındayız ve tekrarlıyoruz. Bu süreçten çıkış ancak Atatürk’te buluşmayla olur. Bu süreci Türk milletinin sağlıklı bir şekilde aşması ancak Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine sadakatle, bağlılıkla ve bu felsefeyi 21. yüzyıla taşımakla olur.

Daha son seçimlerde bizim de içinde olduğumuz bütün muhalif partileri Öcalan’la iş birliği yapmakla suçlayan, ‘bunlar seçilirlerse Öcalan’ı serbest bırakacaklar, PKK’ya af getirecekler’ diyen Cumhur İttifakı’nın ki o gün HÜDA-PAR’la işbirliği yapmışlardı, şimdi bu işbirliğine Öcalan’ı ve DEM’i de kattığını görüyoruz. Hadi gelin seçime gidelim, bakalım vatansever AK Partili seçmen, milliyetçi MHP seçmeni sizin Öcalan’la kol kola girmenize ne diyecek? Onun için tekrar diyoruz, Anayasa’nın gereği yerine getirilmeli, bir ara seçim yapılmalı. Biz seçimin her türlüsüne Zafer Partisi olarak hazırız ve Türk milleti de artık kendisine söylenen yalanlar karşısında yeni bir seçim istiyor, sandığın gelmesini istiyor. Milletten korkmayın, milletten kaçmayın, sandıktan kaçmayın, milletin iradesinden çekinmeyin. Eğer bir iktidar sandıktan ve milletten kaçmaya, seçimden korkmaya başlamışsa, zaten siyasi vadesi dolmuş demektir. Eğer bir iktidar seçim sandığından kaçıyorsa, başarısız olduğunu kabul ediyor demektir. Millete rağmen siyaset ve millete rağmen iktidar olmaz. Süre uzadıkça, seçimler geciktikçe halkın siyasi tepkisi daha da artacaktır. Sonunda iktidardan gideceksiniz ve Türkiye yeni bir iktidarla tanışacak.

 

 

Tabii ki Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerden birisi hiç şüphesiz 13 milyon sığınmacı ve kaçağın oluşturduğu büyük yük olmaya devam etmektedir. Suriye’de savaş bitmiş olmasına rağmen Suriyelilerin büyük bir kısmı Türkiye’de varlıklarını sürdürmektedir. Afganlar Türkiye’ye gelmeye devam etmektedir. Vatandaşlık verilme süreci devam etmektedir. Bunlarla ilgili notlarımızı da alıyor, takibe devam ediyoruz. Konuyu gündemde nasıl tuttuysak bundan sonra da Türkiye’nin yaşamış olduğu göç ve göçten kaynaklı sorunları ve bu sorunun aşılması için tek çözüm yolu olan Anadolu Kalesi Projesi’ni Türk milletiyle paylaşmaya devam edeceğiz.

Yine İzmir’de bu yaşanan Terörsüz Türkiye adı altında aslında terörle, terör örgütüyle ve onların talepleriyle uzlaşma süreciyle ilgili bir panel düzenleyeceğiz. Bu panelde benim dışımda Müstafi Tümamiral Sayın Cihat Yaycı, ve bu arada ayrıldıktan sonra akademik çalışmalarını da profesörlüğe kadar yükseltti ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum’un da konuşmacı olduğu bir panelde sevgili İzmirlilerle bir araya geleceğiz ve görüşlerimizi paylaşacağız.

Pazar günü de Denizli ve Muğla teşkilatlarımızla birlikte Akbelen’de köylünün, çiftçinin yanındaydı. Kızı haksız yere tutuklanan Muhtar Nejla Işık Hanımefendi’ye destek verdi, onunla görüştü. Özcan Pehlivanoğlu Muğla’da Denizli’de sahadayken diğer bir Genel Başkan Yardımcımız Esma Aslan Hanım da Giresun’da bütün Karadeniz’i adeta bir maden sahası haline getiren sürece karşı mücadele etmek için sahadaydı ve Tirebolu Sekü Köyünde halkla beraberdi ve orada hatırlanacağı üzere AK Parti Milletvekili Nazım Elmas ile bir köy kahvesinde tartışmaları oldu ve vatandaş adına Nazım Elmas’a sorduğu sorulara cevap alamadı ve AK Parti Milletvekili kahvehaneden apar topar ayrılarak adeta kaçmak zorunda kaldı.

 

Zafer Partisi kurulduğu günden bu yana Türkiye’nin ekolojik yapısına yönelik gerçekleştirilen saldırıların karşısında hep ön cephede olmuştur. Bazı çalışmalarımız, projelerimiz, girişimlerimiz zaman içerisinde unutuluyor. Bunların unutulmasına müsaade etmememiz gerekiyor çünkü bu Zafer Partisi’nin mücadelesinin, siyasi tavrının önemli bir parçasıdır. İzmir’de Menderes Efemçukuru’ndaki maden talanlarına karşı da Zafer Partisi vardı. 24 Haziran 2022’de İliç maden sahasını ziyaret ettiğim zaman ‘burada bir Çernobil yaşanacak tedbir alınmazsa’ dedim. 13 Şubat 2024’te orada büyük bir felaket yaşandı. Sonuçlarını önümüzdeki yıllarda daha fazla anlayacağımızı düşünüyoruz. Ben tekrar bu hadise gerçekleştiğinden sonra İliç’e gittiğim zamanda jandarma tarafından olay sahasına girmem engellendi. Oysa ben olay olmadan 2 sene önce burada olacak diye bu haber vermiştim Türkiye’ye.

 

Bu maden sahaları sadece ormanlarımızı tahrip etmekle kalmıyor, topraklarımıza, nehirlerimize ve soluduğumuz havaya zehir saçıyor. Çok uluslu yabancı maden şirketleri değerli madenlerimizi yok pahasına alıp götürüyorlar. Kendi ülkelerinde kullanmaları yasak olan yöntemleri sevgili Anadolu topraklarında, bedeli Türk kanıyla ödenmiş Anadolu topraklarında umarsızca kullanıyorlar. İktidar buna müsaade ediyor, buna seyirci kalıyor. Kanadalıların ormanları Türk milletinin ormanlarından daha mı değerlidir ki? Kanada toprakları Anadolu topraklarından, Türkiye’nin topraklarından daha mı değerlidir ki ayrı bir muameleyi hak ediyor? Evet, gerçekçi olan Kanada toprakları, Kızılderililerin soykırımı üzerine inşa edilmiş, kolonyalist politikalarla işgal edilmiş topraklardır. Anadolu toprakları ise Türk milletinin vatanıdır. Şimdi bir Kanada şirketi geliyor, Türkiye’de iktidarın umarsız yaklaşımı, hatta teşviğiyle bu topraklarda zehirlemeler gerçekleştiriliyor. Bu kabul edilebilir değildir.

İncir ağaçlarının, zeytin ağaçlarının, ormanların söküldüğünü görüyoruz. Dindar nesil yetiştireceğiz deyip kindar bir nesil ortaya çıkartan bugünkü iktidarın sahiplerine hatırlatmak isterim: Kur’an-ı Kerim’de ‘zeytine, incire ant olsun’ diyor. Siz bu ağaçları kesiyorsunuz, yok ediyorsunuz. Bunlar stratejik ürünler. Hele zeytin, olağanüstü büyük bir öneme sahip. Nasıl izah edeceksiniz bunları gelecek nesillere? Elbette edemeyeceksiniz.

 

Ekonomik buhran da olanca ağırlığıyla ve ufukta bir çözüm olmadan devam ediyor. Hükümet ekonomideki başarısızlığını, enflasyonu dizginleyememesini, para istikrarını sağlayamamasını, faizleri düşürememesini şimdi İran-İsrail-Amerika savaşını bahane ederek gizlemeye çalışıyor. Evet, tabii ki bu savaşın dünya ekonomisi üzerinde ve Türkiye ekonomisi üzerinde etkileri oldu ancak bu savaş çıkmadan çok önce Türk ekonomisi ağır bir buhrandan geçmekteydi zaten. Bakın, bu hafta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 2025 bilançosunda 1 trilyon 65 milyar TL zarar açıkladı. Bu zarar gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6,3’üne ulaşmış durumda. Bunu artık para politikaları alanında alarm olarak okumamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 2023 yılında 818,2 milyar TL, 2024’te 700,4 milyar TL zarar açıklamıştı. Böylece bu sene büyük bir artış var ama üç yıllık toplam zarar 2 trilyon 574 milyar TL’ye ulaştı. Bu zararın büyük ölçüde kur korumalı mevduattan kaynaklandığını görüyoruz. Kur korumalı mevduat uygulamasından istifade eden para sahiplerinin ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne elde ettikleri büyük kazançlara rağmen sıfır lira vergi ödediğini de unutmayalım.

Dün Merkez Bankası yönetim bütçesi Mart ayı rakamlarını da açıkladı. Onun üzerinde de durmak istiyorum. Mart ayında yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 640,4 milyar TL oldu. Bütçe gelirleri ise 1 trilyon 230,5 milyar TL oldu. Yani Mart ayı bütçe açığı 229,9 milyar TL. Maliye ve Hazine Bakanlığı resmi verileri, bütçe giderleri içinde faiz giderlerinin hala yüksek seviyelerini koruduğunu gösteriyor. Daha da açık ifade edelim. Mart 2026 itibariyle 235 milyar TL faiz ödemesiyle bütçe giderlerinde faiz giderlerinin payı yüzde 15,8’e çıkmış durumda. Gelinen bu aşamada 2011 Şubatından bu yana en yüksek faiz payı ödemesi olduğunu görüyoruz. Daha da ilginç olan konu ise, merkezi yönetim bütçe gelirleri geçen yılın mart ayına göre yüzde 60,6 artarak 1 trilyon 230 milyar 545 milyon liraya çıkmasına rağmen bu açık veriliyor. Diğer yanda Ocak-Mart döneminde üç aylık merkezi yönetim bütçesine bakıldığında bütçe açığı 420 milyar TL olarak açıklanmış. Üç aylık dönemde en dikkat çekici gider kalemi yine faiz giderleri olmuş. Bu dönemde faiz giderleri yüzde 88,8 artarak 876 milyar 71 milyon lira olmuş. Rahmetli Erbakan Hoca, hayatta olsaydı ne derdi? ‘Sizi gidin faizciler sizi’ derdi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin faiz lobilerine en fazla faiz ödemesi yapan hükümetiyle karşı karşıyayız. Bu tablo, Türkiye’nin kredi, faiz, borç sarmalında bocaladığını, faiz ödemelerin bakanlık bütçelerini katlamaya, yutmaya başladığını gösteriyor arkadaşlar.

Yine dün yayınlanan göstergelerden birisi de 2026 Mart ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi yani Tarım ÜFE değeriydi. Kim yayınladı? TÜİK yayınladı. Tayyip Bey’i üzmeme istatistik kurumu. Böyle düşünelim arkadaşlar, yani ben size belirli rakamlar vereceğim ama bu rakamları TÜİK’in verdiğini lütfen göz önünde tutalım. Yani yanlışlar benden kaynaklanmıyor. TÜİK’e göre yıllık tarım ÜFE yüzde 36,09 arttı. Aylık 3,85 artmış. Geçen hafta, hatırlarsınız, aynı TÜİK Mart ayı tüketici fiyat endeksi TÜFE’yi aylık 1,94 olarak açıklamıştı. Yani Mart ayı tarım ÜFE değeri 3,85, aynı ayın TÜFE değerinin iki kat fazlası. Daha basit anlatırsak, tarımsal girdi maliyetiyle tüketici fiyatları arasında makasın ne kadar açılmış olduğunu TÜİK bile kabul ediyor. Belki de geçen ay yayınladıkların rakamı unuttular. Onun için böyle bir rakam verdiler. Ama TÜİK’in bu rakamları bile artık ekonominin kontrol edilemediğini, ne kadar başarısız olduğunu gösteriyor. Biz de zaten bunu semt pazarında alışveriş yapan vatandaşla birlikte de pazarcıyla konuşurken görüyoruz. Pazarcı vatandaşa üzülüyor, vatandaş pazarcıya üzülüyor.

 

İçeride ekonomik buhran artarken, yurt dışında da ABD, İsrail’in hukuksuz saldırısıyla başlayan İran savaşında gelinen ateşkes konusundaki gelişmeleri de dikkatle izliyoruz. Zafer Partisi’nin milli güvenlik ve dış politika meselelerini izleyen çok değerli üyelerden oluşan iki farklı kurulu var. Her iki kurul da bu süreci teknik detaylarına hakim bir şekilde izliyor. Pakistan’daki ilk görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmış olmakla birlikte taraflar arasında arka kapı diplomasisinin sürdürüldüğünü görüyoruz. İkinci görüşmelerin Pakistan’da olmayacağı anlaşılıyor. Amerikan tarafı ‘11 saatlik bir yolculukla biz oraya gidiyoruz İran ise 2 saatlik bir yolculukla Pakistan’a geliyor’ diyor. Yani inanılır gibi değil. O kadar dertliyseniz Pakistan’ı Kanada’ya taşıyalım. Siz de daha kolay gitmiş olursunuz. Herhalde bir orta çizgi bulunacak. Önemli olan nerede olduğu değil, dünyaya ve bölgemize barış getirmesidir. Ama bu arada ABD’nin Hürmüz’de İran’ın koymuş olduğu ablukanın üzerine bir ikinci ablukayı koyduğunu gördük. Hindistan ve Çin’e ait bazı gemilerin geçişine izin verilmesi ve diplomasi girişimlerinin devam etmesine rağmen Hürmüz ablukası ateşkesin sona ermesi ve çatışmada yeni bir evreye geçilmesine neden olabilir. Bunu endişeyle izliyoruz. Çünkü bu Amerikan ablukası Asya Pasifik ülkelerini daha fazla etkiliyor ve bu ülkelerin krizin içine çekilme riskini arttırıyor. Çin, gemilerinin geçirilmemesine karşı önlemler alabilir ve bu önlemler dünya barışını tırnak içerisinde daha da sıkıntılı bir hale getirebilir.

Öte yandan Siyonist İsrail’in Lübnan’da saldırıları devam ediyor. İsrail, Lübnan’da bir bölgeyi işgal ederek bir tampon bölge oluşturma politikasını hızla ilerletiyor. Ancak İsrail ordusunun Hizbullah tarafından ağır şekilde hırpalandığını da görüyoruz. Ve bu oluşturmaya çalıştıkları tampon bölgenin başarılı olma ihtimali yok. Sadece bölgeyi sürekli savaş halinde tutacak bir işgal bölgesi olur, bunun ötesine geçmez. Bundan dolayı Amerika Birleşik Devletleri’nin hem Orta Doğu’ya hem kendisine yapabileceği en büyük iyilik en kısa zamanda İsrail’de barışın önünü açacak ve çevre ülkelere karşı saldırgan politikalara son verecek bir İsrail siyasi partisinin iktidara gelmesini desteklemek olmalıdır. Aksi taktirde Netanyahu sadece bölgeyi değil, Amerika Birleşik Devletleri’ni de Trump iktidarını da bir çöpe doğru sürüklüyor.”

  • Çankaya Gazetesi

    1984 yılında yayın hayatına başlayan ÇANKAYA GAZETESİ nin merkezi Ankara dır. Ender Yoldar' ın yönetiminde Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Milli ve Manevi değerlere bağlı bağımsız ve tarafsız bir gazetedir.

    Related Posts

    DAR GELİRLİNİN BÜTÇESİ , ”BARINMA VE GIDAYA ” GİDİYOR

    DAR GELİRLİNİN BÜTÇESİ BARINMA VE GIDAYA GİDİYOR: İKİ KALEM HARCAMALARIN YÜZDE 68’İNİ YUTUYOR   *EMEKLİLİK SİSTEMİNDE DARALAN DENGE: BİR EMEKLİYE İKİ AKTİF SİGORTALI BİLE DÜŞMÜYOR **ÇOCUK BAKIMINDA AİLELER YALNIZ: BAKIM…

    CHP de Özel’e yakın 48 isim daha ihraç edildi

    CHP’de, aralarında İlhan Cihaner, Selin Sayek Böke ve Aylin Nazlıaka’nın da bulunduğu 48 kişi partiden ihraç edildi. CHP Yüksek Disiplin Kurulu (YDK), disipline sevk edilen 50 kişiden 48’inin partiden kesin…

    Gözden Kaçırmayın

    DAR GELİRLİNİN BÜTÇESİ , ”BARINMA VE GIDAYA ” GİDİYOR

    DAR GELİRLİNİN BÜTÇESİ , ”BARINMA VE GIDAYA ” GİDİYOR

    ”Zafer Partisi Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğini temsil ediyor”

    ”Zafer Partisi Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğini temsil ediyor”

    ABB’NİN BARINMAEVLERİ SOKAKTA YAŞAYANLARA SICAK YUVA OLUYOR

    ABB’NİN BARINMAEVLERİ SOKAKTA YAŞAYANLARA SICAK YUVA OLUYOR

    ”İstanbul’da Sel Riskine Karşı Altyapı Yenilenmeli”

    ”İstanbul’da Sel Riskine Karşı Altyapı Yenilenmeli”

    CHP de Özel’e yakın 48 isim daha ihraç edildi

    CHP de Özel’e yakın 48 isim daha ihraç edildi

    Beşiktaş UEFA Avrupa Liginde 2 de 2 yaptı:3-2

    Beşiktaş  UEFA Avrupa Liginde  2 de 2 yaptı:3-2