KAYBOLAN İNSANLIK VE MANEVİYATIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucular,
Öyle bir çağın eşiğinde değil, tam da merkezinde yaşıyoruz ki; insan, kendi elleriyle inşa ettiği dünyanın yükü altında ezilir hâle gelmiştir. Göz kamaştıran şehirler, hızla akan zaman, bitmek bilmeyen arzular… Tüm bunlar, insanın özünü örten kalın bir perdeye dönüşmüştür. Bu perde, yalnızca dış dünyayı değil, insanın kendi iç âlemini de karartmaktadır.
İnsanoğlu, tarih boyunca nice badireler atlatmış, nice imtihanlardan geçmiştir. Ancak içinde bulunduğumuz çağın en büyük imtihanı; görünmeyen, sessiz ama derin bir çöküştür: Maneviyatın yitimi. Bugün değer ölçüsü; kalbin temizliği, niyetin saflığı ve ahlakın yüceliği değil, sahip olunan maddi varlıklar hâline gelmiştir. İnsan artık olduğu kişiyle değil, sahip olduklarıyla anılır olmuştur.
Oysa bir zamanlar insanın en büyük zenginliği; doğruluğu, merhameti ve vicdanıydı. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Bu hadis, insanın sadece kendinden değil, çevresinden de sorumlu olduğunu en açık şekilde ortaya koymaktadır.
Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”
Bu ölçü, aslında gerçek zenginliğin ve değerli olmanın ne ile mümkün olduğunu açıkça göstermektedir.
Bugün ise iyilik çoğu zaman bir beklentinin gölgesinde, yardım ise bir gösterinin parçası hâline gelmiştir. Maddiyat, hayatı kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkmış; insanın ruhunu şekillendiren, hatta kirleten bir amaca dönüşmüştür. Para güç oldukça, ahlak geri planda kalmış; doğrular gölgelenmiş, yanlışlar ise sıradanlaşmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadisinde şöyle buyurur:
“Bir zaman gelecek ki, kişi malını nereden kazandığına ve nereye harcadığına aldırmayacak.”
İşte bu uyarı, içinde bulunduğumuz zamanın adeta bir tasviridir.
Bu dönüşümün en acı tarafı ise, saf ve iyi niyetli insanların bu düzen içerisinde ezilmesidir. Temiz kalpli ve dürüst bireyler çoğu zaman zayıf görülmekte, hak ettikleri değeri bulamamaktadır. Oysa toplumları ayakta tutan, tam da bu insanlardır. Onlar yok olduğunda geriye sadece çıkar ilişkileriyle örülmüş, ruhsuz bir yapı kalır.
Maneviyatın kaybı, sadece bireyin değil, tüm insanlığın kaybıdır. Çünkü maneviyat; insanı insan yapan, ona anlam kazandıran en temel değerdir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”
Bu hakikat, insanın gerçek değerinin nerede saklı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten neyi kaybettik? Ve daha önemlisi, kaybettiklerimizi yeniden bulabilir miyiz?
Cevap aslında çok uzakta değildir. Maneviyat; uzak diyarlarda aranan bir hazine değil, insanın kendi kalbinde saklı bir cevherdir. Onu yeniden bulmak için yavaşlamak, düşünmek ve en önemlisi kendimizle yüzleşmek gerekir. Küçük bir iyilik, samimi bir tebessüm, içten bir yardım… İşte bunlar, kaybolan değerlerin yeniden yeşermesine vesile olabilir.
Unutmamalıyız ki dünya geçicidir; maddiyat fanidir. Kalıcı olan ise geride bıraktığımız izlerdir. Bir gönüle dokunabilmek, bir kalpte yer edinebilmek… İşte gerçek zenginlik budur.
Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz bu maddiyat odaklı çağda insanlığımızı korumak ve yeniden inşa etmek zorundayız. Ahlakı, vicdanı ve maneviyatı hayatımızın merkezine yerleştirmedikçe; sahip olduklarımızın hiçbir anlamı olmayacaktır.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en temel gerçek şudur:
İnsan, sadece yaşayan bir varlık değil; hisseden, düşünen ve anlam arayan bir ruhtur.
Ve o ruh, ancak maneviyatla huzur bulur.
Vesselam
Nevzat AKSOY







