Küresel Çıkmazdan Yerel Çözüme: Trumpizm, Karşı Devrim ve Yurttaş Meclisleri

Küresel Çıkmazdan Yerel Çözüme:
Trumpizm, Karşı Devrim ve Yurttaş Meclisleri

Ferruh SİDAR

Mikro Kaçışların Gölgesinde Makro Krizler;

Her sabah bilgisayarımızı açtığımızda ya da arama motorlarına bir şeyler
yazdığımızda, dijital dünyanın hafızasına bıraktığımız izler genellikle çok basittir:
Güzel bir kahvenin nasıl demleneceği, tenis oynamaya nereden başlanacağı, hafta
sonu evde çocuklarla yapılabilecek aktiviteler ve benzerleri.

İnsanoğlunun günlük arayışları, ilk bakışta sadece bu pratik ve sıradan yaşam
becerilerinden ibaretmiş gibi görünür. Ancak kafamızı ekrandan kaldırıp dünyaya
baktığımızda, bambaşka ve ürkütücü bir gerçeklikle yüzleşiriz: İklim krizleri, kuraklık,
demokrasilerin çöküşü, derinleşen gelir adaletsizlikleri ve dünyayı bir felakete doğru
sürükleyen otoriter rüzgarlar…
İşte tam bu noktada, insanlığın büyük paradoksu başlar. Çözümü bireysel gücümüzü
aşan, bizi çaresiz bırakan makro krizlerin yarattığı zihinsel kaygılardan kaçmak için,
farkında olmadan kontrol edebildiğimiz o küçük, güvenli alanlara sığınırız. Beynimiz,
küresel ısınmayı durduramayacağını bildiği için, enerjisini hemen sonuç alabileceği
pratik ve somut eylemlere yönlendirir. Bu mikro kaçışlar, modern insanın devasa
krizler karşısındaki bir nevi zihinsel savunma mekanizmasıdır.

O sessiz sığınaklarımızda otururken bile, dışarıda biriken büyük dalga kapımızı
zorlamaya devam eder ne yazık ki. Son çeyrek asırda köklü demokrasilerin
bağrından; zorba diye nitelendirilebilecek popülist liderlerin çıkması ve yaklaşık 8,5
milyar insanın kolektif bir biçimde kendi felaketini hazırlayan bir çarkın içine
hapsolması, tesadüfi değildir…

Hınç Siyaseti ve Ekonomik Güvensizlik:

Son 25 yılda küreselleşmenin kuralsızlaşması, üretim merkezlerinin doğuya
kaymasının yanında neoliberal politikaların gelişmiş ülkelerdeki orta sınıfı eritmesi,
gelişmekte olan ülkelerde gelir adaletsizliğini uçuruma dönüştürmüştür. Bu durum
ekonomik olarak geleceğini göremeyen, güvencesizleşen ve yerleşik sistem
tarafından terk edildiğini hisseden kitlelerde derin bir hınç birikmiştir ister istemez.

Popülist liderler bu hıncı rasyonel ekonomik reformlara değil, düşmanlaştırılmış
hedeflere yönlendirir genellikle. Karmaşık makroekonomik sorunlar Dış güçler
veya  milli değerlerimizi yozlaştıran hainler  gibi basit, indirgemeci şablonlarla
açıklanır. Böylece kitlelerin adalet arayışı, yerini yapısal bir Karşı Devrimi besleyen
kolektif kine bırakır.

Büyük Kin ve Popülizmin Küresel Yükselişi:

İçinde bulunduğumuz çeyrek asır, demokrasinin kurumsallaştığı ve evrenselleştiği
iddiasındaki coğrafyalarda dahi, sandıktan otoriter ve popülist liderlerin çıkmasına
sahne olmaktadır. Bu durum geçici bir siyasi anomali değil  sosyo-ekonomik
kırılmaların, algoritmik manipülasyonun ve hepsinden önemlisi kitlelerde biriktirilen
köklü bir psikolojik yakıtın sonucudur. Bu yakıtın adı, siyaset
sosyolojisinde ressentiment olarak kavramsallaştırılan ve Türkiye’nin
modernleşme/karşı devrim tarihinde de karşılığını bulan Büyük Kindir.

Dijital Yankı Odaları ve Algoritmik Kutuplaşma:

Büyük kinin yayılma hızı ve kitleselleşmesi, insanlık tarihinin en büyük iletişim
manipülasyonu olan sosyal medya çağında geometrik olarak artmıştır. Sosyal medya
algoritmaları, kullanıcının platformda kalma süresini artırmak üzerine tasarlanmıştır;
insan beyninin biyolojik olarak en çok öfke, korku ve sansasyonel içeriklere
reaksiyon vermesi ise kolaylaştırmaktadır yayılma hızını.

Sonuç olarak, algoritmalar toplumları biz ve onlar  ekseninde kutuplaştıran radikal
içerikleri öne çıkararak yapay yankı odaları inşa etmiştir. Bu odaların içinde, hakikat
önemini yitirmiş, yerini inançların ve duyguların gerçekliği belirlediği hakikat sonrası
bir iklime bırakmıştır. Bilginin doğrulanamadığı bu sisli ortam, popülist liderlerin
yalanı meşrulaştırması ve kitlelerin korkularını parmağında oynatması için biçilmiş
kaftandır.

Küresel Konjonktürde Trumpizm ve Türkiye’ye Yansımaları:

Küresel dalganın en sembolik ve yıkıcı figürü, şüphesiz Donald Trump ve onun
temsil ettiği Trumpizm akımıdır. Trump’ın Amerikan demokrasisinin köklü
kurumlarını, yargı bağımsızlığını ve uluslararası sözleşmeleri hiçe sayan
;öngörülemez tek adam; retoriği, küresel ölçekte tehlikeli bir emsal teşkil etmiştir.
Hukukun ve evrensel insan haklarının zayıflık olarak nitelendirildiği bu yeni siyasi
üslup, dünya genelindeki otoriter eğilimleri meşrulaştırmış ve cesaretlendirmiştir.
Trumpizm’in Türkiye üzerindeki kötücül etkisi ise hem yapısal hem de jeopolitiktir.
Gelişmekte olan ve dış finansmana bağımlı olan Türkiye ekonomisi, Trump
yönetiminin başlattığı küresel korumacılık hamleleri ve gümrük savaşları nedeniyle
kalıcı bir kırılganlık sarmalına itilmiştir. Dahası, bölgesel güç dengelerinde
kurumsallığın yerine kişisel pazarlıklara dayanan öngörülemez diplomasi anlayışı,

Türkiye’nin sınır güvenliği ve dış politikasında ani kriz dalgaları yaratmıştır. Küresel
düzeyde esen bu anti-demokratik rüzgâr, içerideki karşı devrim süreçlerinin
tahribatını derinleştirirken kurucu Cumhuriyet felsefesinin uzlaşmacı, rasyonel
zeminini sürekli olarak aşındırmaktadır.

8.5 Milyar İnsan ve Sistematik Esaret:

Dünyamız, bugün 8,5 milyara ulaşan devasa bir insan topluluğuna ev sahipliği
yapıyor. Bu devasa nüfusun yaşamsal faaliyetleri; iklim krizi, kuraklık, çevre kirliliği ve
kaynakların tükenmesi gibi küresel felaketleri her geçen gün daha da tetikliyor.
Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, karşımıza sarsıcı bir soru çıkıyor:
Milyarlarca insan dünyayı bu felakete gerçekten kendi özgür iradesiyle mi
sürüklüyor, yoksa içine doğdukları ve kaçamadıkları devasa bir çarkın dişlileri
arasında mı eziliyorlar?
Bu sorunun yanıtı, bizi bireysel suçluluk psikolojisinden çıkarıp adına Sistemik
Esaret diyebileceğimiz yapısal bir hapishaneyle yüzleştiriyor.

Kolektif Ama Adaletsiz Sorumluluk:

Küresel krizlerin faturası genellikle insanlık adı altında homojen bir kitleye kesilir.
Oysa gerçek tablo, derin bir adaletsizliği barındırır. Dünya nüfusunun en zengin
yüzde 10’luk kesimi, küresel karbon salınımının ve aşırı tüketimin neredeyse
yarısından sorumludur. Piramidin en altında kalan milyarlarca insan ise bu
felaketlerde en az payı olan, fakat kuraklığı, kıtlığı ve iklim göçlerini en ağır şekilde
yaşayan kesimdir. Dolayısıyla sorumluluk kolektiftir ancak kesinlikle adil
dağılmamıştır.

Çaresizliğin ;Al-Üret-At; Döngüsü:

Geriye kalan milyarlarca orta ve alt gelir grubundaki insan, kapitalist ekonomik
sistemin  Al-Üret-At  üzerine kurulu doğrusal modeline göbekten bağlıdır. Modern
insan, doğaya zarar veren plastik ambalajlı bir gıdayı ya da fosil yakıta dayalı bir
enerjiyi kötü olduğu için seçmez; sistem ona en ucuz, en ulaşılabilir ve bazen de
tek seçenek olarak bunu sunduğu için seçer.

Gelir adaletsizliğinin ve ekonomik güvencesizliğin bu denli yüksek olduğu bir
dünyada, bir bireyden her sabah çevre dostu, adil ticaret ürünü ve sürdürülebilir;
olan pahalı alternatifleri seçmesini beklemek bir tercih değil, bir lükstür. Üstelik
şehirlerin otomobil odaklı inşası insanları bireysel araçlara, iş hayatının aşırı hızlı
akışı ise onları hazır ve paketli gıdalara mecbur bırakır. Sistem, insanın zamanını ve
enerjisini tüketerek onu yüksek karbonlu bir yaşam kalıbına mahkûm ediyor velhasıl.

Borç Sarmalı ve Kısa Vadelilik:

Modern ekonomik düzenin en büyük kelepçesi borçlandırmadır. Kredi kartları, konut
ve araç kredileriyle gelecekteki emekleri ipotek altına alınan milyarlarca insan,
amansız bir hayatta kalma mücadelesinin içine itiliyor. Zihni tamamen ;ay sonunu
getirmek; ve borç ödemekle meşgul olan bir bireyin, 50 yıl sonra yaşanacak bir iklim
krizini, okyanuslardaki plastik adalarını ya da küresel adaletsizliği düşünecek bilişsel
kapasitesi kalmıyor ki. İnsan beyni, evrimsel olarak bugünkü somut tehlikeye
odaklanır; sistem ise bu biyolojik zaafı kullanarak insanı bugünün konforuna ve
yarının borcuna hapseder.

Çıkış Yolları: Başka Bir Ekonomi Mümkün Mü?

Bu sistemik esaretten kurtulmak, bireylerin vicdani tüketim alışkanlıklarıyla değil,
makro düzeyde yeni felsefi ve ekonomik modellerin hayata geçirilmesiyle mümkün
olduğu dillendiriliyor. Ve de tüm dünyada yükselen alternatif sesler, tam da bu köklü
dönüşümü savunuyor şimdilerde.

Simit Ekonomisi: Bu model, ekonominin amacının sonsuz büyüme değil ,denge
olması gerektiğine işaret ediyor. Modelin iç halkası her insanın hakkı olan sağlık,
eğitim ve barınma gibi sosyal temelleri korurken dış halkası gezegenin sınırlarını
(iklim, biyoçeşitlilik) gözetiyor. Amaç, insanlığı bu iki sınır arasındaki güvenli ve adil
alanda yaşatmak.

Döngüsel Ekonomi: Atık kavramını tamamen reddeden bu modelde, ömrü biten her
ürün başka bir sürecin ham maddesidir. Mülkiyet yerine  kullanım  öne çıkar.
Örneğin, bir çamaşır makinesi satın almak yerine firmadan yıkama hizmeti; kiralanır.
Ürün eskidiğinde üretici onu geri alıp dönüştürmek zorundadır. Böylece birey,
mülkiyet ve borç yükünden kurtulur.

Küçülme Teorisi: Tüketim çılgınlığına karşı radikal bir duruştur. Haftalık çalışma
saatlerinin düşürülmesi (örneğin 4 güne) ve temel insani ihtiyaçların piyasa
koşullarından çıkarılarak ücretsiz kamusal hizmete dönüştürülmesi savunulur. Daha
az kazanan ama kendine, topluma ve doğaya ayıracak daha çok zamanı olan,
borçsuz ve özgür bir yurttaş profili hedeflenir.

Tıkanıklığı Yerelden Açmak: Yurttaş Meclisleri:

Küresel popülizmin ve sistemik esaretin yarattığı bu koyu karanlık karşısında,
geleneksel siyaset kurumu ne yazık ki çözümsüz kalmaktadır. Bugün pek çok
coğrafyada demokrasi, kitlelerin sadece birkaç yılda bir sandığa gidip oy attığı,
ardından tamamen edilgenleştiği  sığ bir ritüele dönüşmüştür. Siyasetin bir ölüm
kalım savaşına, bir futbol taraftarlığına indirgendiği bu iklimde, sandıktan çıkan
sonuçlar toplumu uzlaştırmak yerine daha da kutuplaştırmaktadır.

İşte tam bu noktada, demokrasinin tıkanan damarlarını açmak için tarihin eski ama
unuttuğumuz bir yöntemi, modern dünyanın imdadına yetişiyor: Yurttaş Meclisleri.

Kura Yöntemi ve Sandıksız Demokrasi:

Yurttaş meclislerinin temelinde, antik Atina demokrasisinin de özü olan kura
yöntemi yatar (Van Reybrouck, 2016) Bu modelde meclis üyeleri, profesyonel
politikacılardan veya parti delegelerinden oluşmaz. Toplumun yaş, cinsiyet, gelir ve
eğitim düzeyini birebir yansıtan bir örneklem grubu, kura yöntemiyle tamamen
rastgele seçilir.
Bu kura yönteminin muazzam bir psikolojik gücü vardır. Kura ile seçilen sıradan bir
yurttaş, sırtında bir partinin amblemini taşımaz. Bir sonraki seçimde oy kaygısı
gütmediği için ;Seçmenim ne der ya da Parti liderim bana kızar mı? korkusu
yaşamaz. Masaya oturduğunda tek sorumluluğu, önündeki somut soruna ortak bir
akılla çözüm bulmaktır. Sosyal psikoloji çalışmaları göstermektedir ki, insanlar
arkalarında kameralar ve parti kimlikleri olmadan, bireysel olarak bir masaya
oturtulduklarında ve sadece ;anne, baba, esnaf, çiftçi; olarak konuştuklarında,
kutuplaşmış radikal uçlar anında erimekte ve makul çoğunluğun sesi hâkim
olmaktadır.

Küresel Uyanış: Dünyadan Örnekler:

Bu model, teorik bir fantezi olmaktan çıkıp dünya genelinde rasyonel bir çıkış yolu
olarak hızla yükselmektedir.
 Uluslararası düzeyde kurulan Global Gıda ve İklim Meclisi (Global Citizens’
Assembly, 2026), dünyanın dört bir yanından kura ile seçilen sıradan insanları
dijital ortamda bir araya getirerek, tarım ve hayvancılık kaynaklı emisyonları
azaltacak politika önerilerini doğrudan COP30 zirvesine taşımayı başarmıştır.
 Avrupa Birliği genelinde yürütülen CitiDem (Citizens; Action for Democracy,
2025) projesi ise 8 farklı ülkede yerel meclisler kurarak; dijital
dezenformasyon ve göç gibi popülizmin en çok beslendiği kırılgan alanlarda
halkın ortak aklını devreye sokmaktadır.
 İrlanda ise geçmişte toplumun ikiye bölündüğü, iç savaş rüzgarları
estirebilecek en hassas anayasal krizleri, partiler arası kavgalarla değil,
kurduğu Yurttaş Meclisi’nin uzlaşma raporlarıyla ve ardından yapılan
referandumlarla tereyağından kıl çeker gibi çözmüştür.

Yerel Bir Vaha: İzmir Örneği:

Türkiye’de bu modelin en somut ve heyecan verici adımı yerel yönetimler düzeyinde,
Ege’nin aydınlık yüzü İzmir’de atılmıştır. İzmir Planlama Ajansı koordinasyonunda
hayata geçirilen İzmir İklim için Yurttaş Meclisi (2025), iklim krizine karşı yerel
politikalar üretmek üzere yoğun bir çalışmayı başarıyla tamamlamıştır.
Model yerinde saymamış, 2026 yılının ortalarında Seferihisar, Menderes ve Selçuk
gibi 30 ilçeye yayılarak genişletilmiştir (İzmir Planlama Ajansı, 2026). Bu meclislerde
İzmir halkı, sivil toplum ve teknik uzmanlar bir araya gelerek her ilçenin kendi sosyal,

kültürel veya altyapı ihtiyacına yönelik kanıtlar toplamakta ve doğrudan politika
üretmektedir. Demokrasiyi büyük ölçüde içselleştiren ve bunu daha yukarı çekmeyi
arzulayan İzmir halkı, bu modelin Türkiye’de de işleyebileceğine dair adeta yerel bir
vaha, somut bir laboratuvar olmuştur.

Gerçekçi Bir Toplum Analizi ve Sosyolojik Sınırlar:

Ancak İzmir;de filizlenen bu umut verici modelin, Türkiye’nin genel sosyolojik
yapısına ve derin siyasi kutuplaşmasına çarptığında duvara toslayacağını öngörmek
bir karamsarlık değil, gerçekçi bir toplum analizidir. Bu yöntemin işleyebilmesi için
toplumda asgari bir ;demokratik olgunluk; birbirini dinleme tahammülü ve kurumlara
güven gerekir. Siyasetin bir ideolojik kimlik savaşı olarak yaşandığı topraklarda,
insanlara ;Gelin dış politikayı ya da anayasayı tartışalım; derseniz, herkes anında
kendi partisinin ezberine sığınır ve kavga kaçınılmaz olur. Bu yüzden yurttaş
meclislerinin önündeki en büyük engel halkın yapısı değil, halkı sürekli
kutuplaştırarak kendi varlığını sürdüren mevcut siyasi elitlerin bu gücü halka
devretmek istememesidir. Modelin gelecekteki başarısı, meclislerden çıkan kararların
yasal olarak belediye meclislerinde ya da parlamentolarda oylanma zorunluluğunun
getirilmesine —yani bağlayıcılık sorununa— ve tepeden inme değil, ;aşağıdan
yukarıya; somut başarı hikayeleriyle (örneğin su sorununu, deprem güvenliğini
çözerek) halk tarafından talep edilmesine bağlıdır.

Karşı Devrimden Kuruluşa: Türkiye’nin Çoklu Enkazı:

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu kriz, sadece bir hükümet ya da ekonomi krizi
değildir. Aradan geçen yıllar, adeta adım adım örülen bir Karşı Devrim; sürecinin
toplumsal dokuda yarattığı büyük tahribatı gözler önüne sermektedir. Bu tahribat;
adalet duygusunun, eğitim kalitesinin ve toplumsal ahlakın domino taşları gibi
birbirini yıktığı çoklu bir enkaz tablosudur. Bu üç sütun da çökmüştür çünkü hiçbiri
birbirinden bağımsız değildir; biri zehirlendiğinde diğerleri de kaçınılmaz olarak
çürümeye mahkumdur.

Çöküşün Kısır Döngüsü: Adalet, Eğitim ve Ahlak:

Bu çoklu enkazın ilk kırılması, adaletin yitirilmesiyle başladı. Hukukun üstünlüğü rafa
kalkıp, mekanizma kişilere veya güç odaklarına göre işleyen bir araca
dönüştüğünde, toplumun en temel çimentosu olan; güven yok oldu. İnsanlar
haklarını mahkemelerde arayamayacaklarına, adaletin tecelli etmeyeceğine
inandıkları an, kutsal sözleşme bozuldu adeta. Adaletsizliğin cezasız kaldığı, hatta
ödüllendirildiği bir iklimde toplumsal ahlak da kaçınılmaz olarak erozyona uğradı.
Bitmedi, söz konusu çöküşü kalıcı kılmak adına, eğitim sistemi bilimsellikten ve
eleştirel düşünceden sistemli bir şekilde uzaklaştırıldı. Eğitim, aydın ve liyakatli
nesiller yetiştirmek yerine, karşı devrimin dogmatik laboratuvarı haline getirildi.
Sorgulamayan, neden-sonuç ilişkisi kuramayan zihinler üretildikçe, popülist siyasetin
kitleleri peşinden sürüklemek için kullandığı o Büyük Kin söylemi toplumda çok

daha kolay alıcı buldu. Emeğin, liyakatin ve bilginin değersizleştiği bu düzende; köşe
dönücülük, yozlaşma ve güçlü olanın haklı olduğu; bir orman kanunu ne yazık ki
yeni normal haline geldi.

 

Kurtuluşun Pusulası: Atatürkçü Yurttaşlık Sözleşmesi:

Mevcut tablonun ağırlığı bizi ümitsizliğe sevk edebilir; ancak bu karanlık sarmaldan
çıkış için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Reçete, Cumhuriyetimizin
kurucu kodlarında, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonunda tüm
berraklığıyla durmaktadır.
Atatürk’ün gerçekleştirdiği mucize, sadece bir askeri zafer veya rejim değişikliği
değildi. O, yüzyıllarca tebaa (kul) olarak yaşamış, teokratik dogmalarla tecrit edilmiş
kitleleri hukuk önünde ve devlet nazarında eşit kılacak; Yurttaş  kimliğini inşa etti. Bu
kimlik; inanç, köken veya mezhep farkı gözetmeksizin herkesi ortak bir paydada,
Cumhuriyet çatısı altında eşitleyip, insana onurunu ve iradesini geri veriyordu.
Bugün yaşadığımız tüm tıkanıklıkların temel antidotu, bu kapsayıcı yurttaşlık
bilincinin yeniden ihya edilmesidir.
Topyekûn enkazı kaldırmak, ancak bütüncül bir restorasyonla mümkündür. İlk adım,
eğitimi dogmaların ve siyasi ajandaların elinden kurtarıp yeniden akla, bilime ve
eleştirel düşünceye teslim etmektir. Eğitilen insan sorgulamaya başladığında,
popülist yalanların büyüsü bozulacaktır. Ardından, bağımsız ve tarafsız adaleti,
liyakati yeniden tesis ederek topluma kaybettiği güven duygusunu iade etmek
gerekir. İnsanlar hukuka güvendiğinde, emeklerinin karşılığını aldığında toplumsal
ahlak da kendi doğal zemininde yeniden ayağa kalkacaktır şüphesiz.

Sonuç:

8,5 milyarlık insanlık ailesinin küresel sistemik esaret altında kendi felaketine
sürüklendiği, köklü demokrasilerin popülist liderlerin ;Büyük Kin; söylemleriyle
sarsıldığı bir çağda yaşıyoruz. Kitleler, çözemedikleri bu devasa makro krizlerin
gölgesinde, günlük yaşamın mikro sığınaklarına (hobilerine, pratik arayışlarına)
kaçarak nefes almaya çalışıyorlar.
Ancak kaçış, kapımıza dayanan gerçeği değiştirmiyor. Sandık demokrasisinin
tıkandığı bu çağda, yerelden yükselecek Yurttaş Meclisleri gibi doğrudan katılım
modelleri bize yeni bir soluk, demokratik bir vaha sunabilir. Türkiye özelinde ise
yerelde başlayan bu arayışların merkezi siyasete can suyu olabilmesi, ancak ve
ancak Atatürk’ün rehberliğinde laik, bilimsel ve adil bir ;Yurttaşlık Sözleşmesi;nin
yeniden yürürlüğe konmasıyla mümkündür.
Tarih bize göstermiştir ki; köksüz popülist vaatler ve hınç siyaseti eninde sonunda
kendi enkazını yaratır. Kalıcı olan ise akıl, bilim, kurumsal adalet ve birbiriyle düşman
değil, sadece ;yurttaş; olarak yan yana gelebilen toplumların ortak iradesidir.

 

YAPAY ZEKÂ (AI) TARAFINDAN SAĞLANAN KAYNAKÇA (APA 7 FORMATI)
Metin İçi Atıf Örnekleri:
 Yurttaş meclislerinin uluslararası gıda ve iklim politikalarındaki rolü büyümektedir
(Global Citizens’ Assembly, 2026).
 Avrupa Birliği genelinde popülizme karşı demokratik direnci artırmak amacıyla yerel
meclisler devreye sokulmaktadır (CitiDem, 2025).
 Türkiye'deki en somut yerel doğrudan katılım adımı İzmir'de ilçeler bazında atılmıştır
(İzmir Planlama Ajansı, 2026).
 Ekonomik büyümenin sınırları ve toplumsal taban dengesi için Simit Ekonomisi
modeli güçlü bir alternatiftir (Raworth, 2017).
Kaynak Listesi:
1. CitiDem Project. (2025). Citizens' action for democracy: Evaluating transnational
deliberative assemblies in Europe (2025-2026). Citizens Take Over Europe
Initiative. citizenstakeover.eu
2. Global Citizens’ Assembly. (2026). Global citizens’ assembly on food and climate:
Direct democracy inputs for COP30. International Society for Deliberative Democracy
(ISWE). iswe.org
3. İzmir Planlama Ajansı (İZPA). (2026). İklim için yurttaş meclisi yerel yönetimler
uygulama raporu ve ilçe meclisleri yaygınlaştırma programı. İzmir Büyükşehir
Belediyesi Yayınları. baskentpostasi.com
4. Raworth, K. (2017). Doughnut economics: Seven ways to think like a 21st-century
economist. Chelsea Green Publishing. (Makalenin Simit Ekonomisi bölümü için ana
kaynak).
5. Van Reybrouck, D. (2016). Against elections: The case for democracy. Seven Stories
Press. (Makalenin Kura ile Seçim/Sortition felsefesi için temel kaynak).

  • Çankaya Gazetesi

    1984 yılında yayın hayatına başlayan ÇANKAYA GAZETESİ nin merkezi Ankara dır. Ender Yoldar' ın yönetiminde Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Milli ve Manevi değerlere bağlı bağımsız ve tarafsız bir gazetedir.

    Related Posts

    Özgür Özel ve YENİ PARTİ

    Ender YOLDAR   Mutlak BUTLAN   kararından sonra seçilmiş Genel Başkanlığı elinden alınan CHP lideri Özgür Özel  gittiği her yerde, çıktığı her yolda  Gençlerin umuduyla, annelerin duasıyla, halkın yakın ve yoğun…

    BU HAYAT BİR GÜN BİTECEK

    VALLAHİ BU HAYAT BİR GÜN BİTECEK: DÜNYEVİ HIRSI VE YARIŞI BIRAKIN Nevzat AKSOY Değerli okuyucularım, Vallahi bu hayat bir gün bitecek. Bugün nefes alıyoruz diye sonsuza kadar yaşayacağımızı sanıyoruz. Oysa…

    Gözden Kaçırmayın

    YARI FİNALE ÇIKAN FRANSA NIN RAKİBİ BU AKŞAM BELLİ OLUYOR

    YARI FİNALE ÇIKAN FRANSA NIN RAKİBİ BU AKŞAM BELLİ OLUYOR

    Mutlak Butlanın şimdiki hedefi; ÖZGÜR ÖZEL Mİ ?

    Mutlak Butlanın şimdiki hedefi; ÖZGÜR ÖZEL Mİ ?

    (LGS) sonuçları açıklandı ,452 öğrenci 500 tam puan aldı

    (LGS) sonuçları açıklandı ,452 öğrenci 500 tam puan aldı

    Güler: Hukuk Devleti Güçlenmeden Türkiye’nin Sorunları Kalıcı Olarak Çözülemez

    Güler: Hukuk Devleti Güçlenmeden Türkiye’nin Sorunları Kalıcı Olarak Çözülemez

    YENİ PARTİ 100 MİLLETVEKİLİ İLE kurulacak !

    YENİ PARTİ 100 MİLLETVEKİLİ İLE kurulacak  !

    ” TRUMP SÖZÜNDE DURACAK MI ?”!

    ” TRUMP SÖZÜNDE DURACAK MI ?”!